Selam millet, ne nefes kesici maçtı be! Dünya Kupası rüyası için bir adım daha yaklaştık, ama o bir adım yok mu, insana 'tövbe estağfurullah' dedirtiyor. Romanya'yı ağırladık, evimizde. Hani 'Romenler gelir, kebap yaparız, yollarız' diye bekleyenler vardı ya, az kalsın kebap oluyorduk! İlk yarı golsüz geçti de, ikinci yarıda Ferdi Kadıoğlu diye bir aslanımız var, 53. dakikada topu ağlara gönderiverdi. Kaleci Radu 'ben nereye bakıyorum' derken, bizim Ferdi topu filelere yolladı. O gol, o gol değil, adeta 'Dünya Kupası'na geliyorum' sinyaliydi!
Valla maçın özeti şu: Romanya geldi, 'bir şeyler yapalım' dedi, biz 'aman yapmayın' dedik. Hagi'si, Popescu'su tribünde, sanki onlar da saha kenarında taktik veriyor gibi. İlk yarıda zaten uyku modundaydık, topu gezdirip durduk. İkinci yarıda Ferdi'nin golüyle 'aha tamamdır' dedik ama yok öyle yağma! Romanya bastırdı da bastırdı. Hagi'nin şutu direkten döndü, mihailaları cart curtları yan ağlarda, top çizgide filan dolaştı. Yemin ediyorum izlerken kalpten gidiyorduk! Sanki deplasmanda oynuyor gibiydik bir ara, neyse ki Uğurcan'ın o 'benim kalem' duruşu ve savunmanın son dakika imdat frenleri sayesinde maçı 1-0 bitirmeyi başardık. Nefesimiz kesildi ama önemli olan tur!
Şimdi efendim, finale yükseldik ama rahat yok! Bizi bekleyen rakip kim olacak? Slovakya mı, Kosova mı? İkisinin galibiyle kapışacağız, hem de deplasmanda! Yani öyle 'oh, Romanya'yı yendik, Dünya Kupası cepte' demeyin. Daha karpuz keseceğiz, hem de deplasmanda! 31 Mart'ta o maçı da alırsak, 24 yıllık Dünya Kupası hasretimiz sona erecek. Valla, bu takım bize neler yaşatacak daha kim bilir? Ama şu bir gerçek, Roman'yayı geçtik, şimdi sıra ya Slovaklara ya da Kosovalılara! Bizimkiler umarım o maçta bu kadar heyecan yaşatmaz da tansiyon haplarımızın dozunu artırmak zorunda kalmayız. Haydi bakalım, Allah utandırmasın!