Şu Manchester United'ın bitmek bilmeyen teknik direktör arayışları, sanırsın bir kahve falı. Her gelen yeni bir umut, her giden "tüh be, olmadı" dedirtiyor. En son Portekiz'den "gel bizi kurtar" diye getirilen Ruben Amorim de maalesef kurbanlar listesine doğru ilerliyor. Adamcağız 4 haftada 4 puanla ligin dibini boylamış, 14. sıradan bize el sallıyor. Hani bazen ligin ortası bile iyi bir yer gibi gelir, ManU için orası bile uzay mekiğiyle gidilecek yer şu an. "47 maç, 18 galibiyet, 20 mağlubiyet" karnesiyle anca ilkokul karnesiyle hava atılır, o da "matematikten kaldım" diye...
Eee, Amorim giderse ne olacak? İşte işin komik ama aynı zamanda "yine mi ya!" dedirten kısmı burada başlıyor. Kulislerde "sürpriz" denilen bir isim dolaşıyor: Michael Carrick. Hani şu Mourinho'nun ve Ole Gunnar Solskjaer'in yardımcılığını yapmış, saha kenarında "topu ortaya at" falan diye fısıldayan abimiz. ManU'nun bu hamlesi resmen "Madem ana yemekler tutmadı, bari garnitürlerden birini deneyelim" demek gibi. Yıllarca kulüpte top koşturmuş, sonra da hocalara kahve taşıma kıvamında yardım etmiş birini getirmek... Vallahi ne diyelim, "eski dost düşman olmaz" ama bazen de "eski yardımcı hoca olmaz" demek gerekiyor galiba.
Düşünsene, 24 maç Mourinho'nun, 168 maç Solskjaer'in dibinde durmuş bu adam. Bir nevi "teknik direktörlük maratonunda su servisi yapmış" gibi. En son Middlesbrough'da hocalık yapmış, orada da takımın galibiyet serileriyle mi yoksa çay molası organizasyonlarıyla mı öne çıktı, onu da bir araştırmak lazım. Manchester United'ın bu bitmek bilmeyen arayışı, artık kulüp binasının kapısına "Tecrübeli teknik direktör aranıyor, tercihen Mourinho'nun veya Guardiola'nın yakını, uzağı da olabilir" tabelası asmak gibi bir hal aldı. Bakalım Carrick gelirse "şimşekler mi çakacak, yoksa yine bir fırtınanın ardından sessizlik mi çökecek?" Merakla bekliyoruz, yanımızda kahvelerimiz hazır.