Arkadaşlar, kahvelerimizi tazeleyelim, çünkü önümüzde 'Şampiyonlar Ligi mi, yoksa Survivor parkuru mu?' diyeceğimiz bir yol var. Hani şu geçtiğimiz günlerde İsviçre'nin o meşhur Nyon kasabasında, UEFA'nın şatafatlı salonlarında kura çekimi yapılmıştı ya... Galatasaray'ımıza sürpriz (!) bir şekilde, İngilizlerin köklü takımı Liverpool çıktı. Sanki İngiltere'deki tüm takımlar 'Önce ben!' diye sıraya girmiş de, zar zor Liverpool'a sıra gelmiş gibi. Maçlar 10-11 Mart evimizde, 17-18 Mart deplasmanda oynanacak. Gerçi biz bunları lig aşamasında evimizde 1-0 yenmiş adamlarız. Yani anlayacağınız, ağızlarının tadını biliyoruz. Acaba Liverpool şimdi 'Keşke başka biri gelseydi' diye falan mı düşünüyordur, ne dersiniz?
Şimdi diyelim ki Liverpool faslını başarıyla, alnımızın akıyla (ya da Muslera'nın tek başına) kapattık, öyle ya da böyle... Peki çeyrek finalde kim geliyor karşımıza? Aman efendim, tabii ki iki 'kolay' takımdan biriyle karşılaşacağız! Chelsea ile Paris Saint-Germain arasındaki eşleşmenin galibiyle oynayacağız. Hani derler ya, 'İkisinden biri gelsin, fark etmez' diye... İşte o fark etmez dedikleri takımlar bunlar. Biri Fransa'nın yıldızlar topluluğu, diğeri İngiltere'nin parasıyla meşhur devi. Ne fark eder ki? Birini paketleyip göndeririz, diğerini de çeyrek finalde ağırlarız, öyle değil mi? Güle oynaya geçeriz herhalde, ne olacak.
E, hadi diyelim ki hem Liverpool'u, hem de o iki 'kolay' takımdan birini (Chelsea ya da PSG) geçtik. Buyur buradan yak! Yarı finalde bizi kim bekliyor, biliyor musunuz? Hayal etmesi bile yorucu: Real Madrid - Manchester City eşleşmesinin galibiyle, Atalanta - Bayern Münih eşleşmesinin galibi çeyrek finalde kapışacak. İşte o kapışmadan sağ çıkan taraf, bizim yarı finaldeki 'hoş geldin' komitemiz olacak. Yani anlayacağınız, Cimbom'un Şampiyonlar Ligi rüyası dedikleri meğer 'Kabustan Uyandıran' bir yolculukmuş. Kupayı istiyorsak, Liverpool sadece bir başlangıç... Sonrası 'Şampiyonlar Ligi' değil, adeta 'Hayatımın maçı' serisi olacak.