Hatırlayanlar bilir, bir zamanlar "Süper Lig" diye bir efsane dolaşıyordu ortalıkta. Hani o büyük kulüplerin, 'biz bize yeteriz' diyerek kendi aralarında kurmak istediği, futbolun geleceği (!) projesi... İşte o proje, daha başlamadan adeta "nasıl doğduysa öyle öldü" misali, son nefesini verdi. En son direnen şövalye Real Madrid de, "yok abi, olmuyor bu iş" diyerek havlu attı ve böylece bu "devrim" tam teşekküllü bir fiyaskoya dönüştü.
Eflatun-beyazlılar, bu 'büyük' hayalden çekilirken, öyle sıradan bir 'iptal' bildirisi yayınlamadılar tabii. UEFA ve Avrupa Kulüpler Birliği ile "futbolun gelişimi ve sürdürülebilirliği" ilkeleri (!) doğrultusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Yahu iki gün önce dağıtmak istediğiniz yapıyla şimdi 'gelişim' mi sağlıyorsunuz? Bu, resmen düşmanla masaya oturup barış güvercini uçurmak gibi bir şey. Eh, ne de olsa ortada Süper Lig diye bir şey kalmayınca, o malum hukuki anlaşmazlıklar da sihirli bir şekilde çözülüverdi tabii. Ne güzel, sorun yoksa sorun da yoktur!
Şu meşhur 12 kurucu kulüp vardı ya? Arsenal'inden tutun Chelsea'sine, Liverpool'undan bizim Milano'nun iki devine kadar... Hepsi de, "Biz futbolun kaderini değiştireceğiz!" diye yola çıkıp, ilk poyrazda gemiyi terk edenler gibi sırayla sıvıştı. Barcelona'nın 7 Şubat'ta çekilmesiyle zaten ipin ucu iyice kaçmıştı, Real Madrid de en son gelip bu bitik projenin fişini çekti. Resmen, 'gemi batmış, en son kaptan da can yeleğini kapıp kaçmış' senaryosu yaşandı. Allah'tan kimseye bir şey olmadı da, futbol dünyası derin bir oh çekti. Tabii o Süper Lig'i kurmaya kalkanlara bir ders oldu mu, orası tartışılır.