Arkadaşlar, şimdi gelin oturun, kahveleri tazeleyin, size Trabzonspor'un Antalya macerasını anlatayım. Hani zirveye oynayan bir takım olur da, deplasmanda küme düşme potasındaki Antalyaspor'la 1-1 berabere kalır ya... İşte o kadar da değil, 'oynamadı' demek bile iltifat olur. Adamlar resmen sahada 'ayaktopu' oynamış, topu ayağına değdirince futbol sanmışlar! Zirve mücadelesi verirken bu kadar kolay puan kaybı nedir yahu? Sanki 'biz zaten bu ligin havasına suyuna alışığız, niye kasmayalım ki' der gibi bir hal. Oysa o kadar önemli iki puan gitti ki, Onuachu'nun kaçan penaltısı sadece topun filelerle buluşmamasını değil, zirveye olan inancımızı da ıskaladı resmen.
Bir de üstüne, bakınız, iki penaltıya da eski Trabzonsporlu Hüseyin kardeşimiz sebep oluyor! Sanki 'ah keşke ben de olsaydım' diye kendi takımına mesaj veriyor. Trajikomik. Maçı kazanma alışkanlığına alışmışız diyorlar ama bu sefer çekirge misali zıplayamadı Bordo-Mavililer. Hadi Onuachu’ya top gitmiyor, paslar isabetsiz, adam eksilten yok, o zaman takım sahaya ne yapmaya çıkmış belli değil. Yazarlar da haklı olarak isyan etmiş: 'Camia desen kararsız, yönetim desen ayrı telden çalıyor, futbolcuların aklı sahada değil transfer dedikodularında geziyor...' E haklılar! Beden sahada, akıl başka yerde olursa, bu maçtan anca 1-1 çıkar, o da şans eseri.
Şimdi bu durumda Trabzonspor zirve mücadelesine nasıl devam edecek? Herhalde bir sonraki maçta da 'kervan yolda düzülür' mantığıyla çıkıp, yine 'duygusal' bir futbol sergileyecekler. Yoksa Mustafa varken Lovik'i oynatma fantezileri falan... Ne diyelim, inşallah bir gün futbol oynamayı hatırlarlar da, biz de rahat bir maç izleriz. Aksi halde bu kafayla zirveye değil, olsa olsa kahve köşesine çıkarız, orada da bol bol 'eskiden ne güzel oynardık' muhabbeti yaparız!