Yine bir Avrupa gecesi, yine bir Fenerbahçe macerası... Bu sefer adres Romanya, rakip mi? Hani şu lig grubunun en perişanı denilen, adını duyunca 'kim bunlar yahu?' dediğimiz FCSB. Bizimkiler de gitmiş, 'aman nazar değmesin' diye mi dersin, 'fazla coşmayalım da havaya girmesinler' diye mi, tam 1-1 berabere kalmışlar. İlk yarım saat falan fıstık gibi başlamış, İsmail de kafayı vurunca fileleri havalandırmış. Tam 'bu iş kolay, erken bitirelim de maça devam etmeyelim' derken... İşte orada işler karışmış.
Sonrası tam bir 'pardon ne oluyor?' sendromu. Bizimkiler bir anda frene basmış, hatta vites boşa almışlar. Rumenler, hani şu maç öncesi 'üzerine para verseler gitmem' dediğimiz takım, bildiğin canavarlaşmış. Kaleci Ederson olmasa, o meşin yuvarlak ağlarımızı havalandırmakla kalmaz, direkleri de söküp götürürmüş. Mehmet Ayan'dan Uğur Meleke'ye, Mert Aydın'dan Gürcan Bilgiç'e kadar herkesin dilinde aynı isim: Ederson. Adam yedi tane kritik kurtarış yapmış, hem de öyle böyle değil. Ayağı iyi dedik, meğer kolları da altındanmış. Resmen takım arkadaşları 'sen bizi kurtar, biz burada dinleniyoruz' demiş gibi, tek kişilik şov yapmış Ederson.
Sakin olun gençler, 'Skriniar yoktu, Fred topalladı' gibi bahaneleri cebinize koyun. Bu takımın oynadığı, daha doğrusu oynamadığı futbola bakarsak, kaptanın eksikliğinden öte, sahada ruhsuzluk ve ciddiyetsizlik vardı. Lig grubunun en 'gariban' takımına karşı kaleciniz kahraman kesiliyorsa, orada bir sıkıntı değil, 'Almanya'dan, İtalya'dan selamlar' diye bir mesaj vardır. Gürcan Bilgiç abimiz boşuna dememiş 'utanç dakikaları' diye. Yeni sözleşme isteyenler falan varmış, bence bu maçın son 60 dakikasını alıp, montajlayıp izleteceksin onlara. Belki o zaman 'vallahi niyetim yoktu ama mecbur kaldım' derler!