Abi şimdi geçenlerde Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde gitti Manchester City'ye konuk oldu, malum... Skor da 'beklendiği' gibi 2-0. Hani sürpriz filan yok, topu topu iki tane yemişiz, gayet normal, değil mi? Neyse maç bitti, bu Manchester City'nin Portekizli sihirbazı Bernardo Silva da kameraların karşısına geçmiş, ağzından inciler dökülüyor.
Muhabir sormuş 'Maç Manchester'da diye şanslı hissettin mi?' diye. Cevaba bak sen! Bernardo Efendi demiş ki 'İstanbul'da atmosferin gerçekten zorluymuş, duydum. Galatasaray, Türkiye'de yenmesi çok zor bir takım, evimizde oynamamız iyi oldu.' Ya arkadaş, sanki bu adamı alıp Dolmabahçe'ye, Kadıköy'e, Ali Sami Yen'e getirip oynatmışlar da zorlanmış gibi konuşuyor. Duymuşmuş! Duymakla yaşamak bir mi? Gel de gör asıl cümbüşü, ama gelmezsin ki! Ha gerçi, bizim takımlar da o atmosferi Şampiyonlar Ligi'nde Man City'ye karşı pek gösteremedi ya, neyse...
Sonra gelmiş o kritik soru: 'Gelecekte seni İstanbul'da ya da Türkiye'de, Süper Lig'de görür müyüz?' Şimdi bizim taraftarın damarları şişmiş, kulaklar dikilmiş, 'Belki olur!' diye umutlanıyor. Bernardo da ne yapsın, politik cevapları yapıştırmış: 'Hiçbir zaman bu soruya 'Hayır' diyemem. Ama şu anda çok dürüst olmak gerekirse öyle düşünmüyorum.' Yani diyor ki 'Yaşım 35'e gelip de top süremeyecek hale gelince, ya da banka hesabımda biraz eksilme olursa belki düşünürüm, ama şu an aklımın ucundan bile geçmiyor.' Resmen 'Umut fakirin ekmeği' deyip, o ekmeği de ağzımızdan geri çekmiş çocuk. Hani bir 'göz kırptı' dedik, ama o göz kırpma da 'Hadi canım, başka kapıya' bakışı çıktı. Biz de inandık sanki!
Eee, bizimkilere de anca gurbet elde iki sıfır yenilip, sonra da hayal kurmak kalmış. Neyse sağlık olsun, biz de Bernardo Silva'yı FIFA'da alır oynatırız ne yapalım. Belki orada Türkiye Ligi'ne transfer olur!