Premier Lig'de haftanın olayı 'Manchester Derbisi' dediler, ben de heyecanlandım hani. İki komşu, iki ezeli rakip, bol çekişme, kartlar, falan filan... Aman Allah'ım! Gel gör ki, sahadaki manzara derbiden çok, birinin diğerine nazikçe (ya da nazikçe denemez herhalde, dümdüz) yol verdiği bir gösteriye benziyordu. Hani 'derbilerin favorisi olmaz' derler ya, dün gece o kuralı yazanlar herhalde ekran başında kafalarını duvarlara vuruyordu. Manchester City, United'ı 3-0 gibi net bir skorla ezip geçerek, şehri bir kez daha maviye boyadı. Hem de öyle fırçayla değil, sanki koca bir boya kamyonuyla boşaltmışlar maviyi United'ın üstüne!
Gollerin hikayesi de bildiğimiz klasik: Önce Phil Foden, 'ben de buradayım' dedi, tabelayı açtı. Sonra sahneye kim çıksa beğenirsiniz? Tabii ki Vikingler'in forveti, robot değil, insan değil, gol makinesi Erling Haaland! İki tane öyle patlattı ki, sanki United savunması 'bugün de antrenman yapmayalım, hava da güzel' demiş gibiydi. Haaland'ın attığı goller resmen 'gelin de alın' der gibiydi. Adam topu kaleye değil, sanki rakip takımın moral bankasına gönderdi, içindeki tüm umutları sıfırladı resmen.
Bu arada, bizim gururumuz Altay Bayındır da ilk 11'deydi ve 90 dakika kalede durdu. Yazık oldu çocuğa, ilk derbi tecrübesi resmen 'hoş geldin' dayağı gibiydi. Hani derler ya 'ilkler unutulmaz', Altay'ın bunu unutmak için bayağı bir terapi görmesi gerekecek herhalde. City bu galibiyetle 'moral buldu' deniyor ama United'ın morale falan ihtiyacı yok, direkt topyekûn bir yenilenmeye ihtiyacı var gibi duruyor. City zar zor ikinci galibiyetini almış, 6 puana yükselmiş. United ise hala 4 puanda debeleniyor. Bu gidişle 'Manchester Kırmızısı' kavramı yakında sadece nostalji programlarında falan konuşulur olur, haberiniz ola!