Abi Beşiktaş, Başakşehir'i 2-1 yendi falan filan ama dur, asıl mevzu Salih Uçan'ın maç sonu açıklamaları. Abimiz, 31 yaşına gelmiş, uzun zaman sonra sahalara dönmüş, 'taktiksel ve tempolu çalıştım, hocayı ikna ettim' diye böbürleniyor. Sanki antrenmanlarda uzay mekiği fırlatmış da, hoca da 'Tamam Salih, bu riskli ama senin bu azmine hayran kaldım' demiş gibi... Koşu mesafesi, sprint falan, her şeyi yapmış Salih. Tebrikler, hocayı değil de sanki kendini ilk 11'e yazmış gibi konuşmuş, ne diyelim, özgüven tavan!
Maçta gel gitler olmuş, kontrataklar havada uçuşmuş falan ama Salih'in aklında ne var? 'Tecrübeliyim ya, idare edeyim, enerjimi toparlayayım' demiş kendine. Yani bildiğin 'Aman hocam, koşsam mı, duraksam mı' der gibi bir strateji belirlemiş. Ama dur, maç sonu öyle bir anısı var ki, kesin film çekecekler: 'Neredeyse golü yiyorduk, orada golü çıkardım' diyor. E bravo Salih, o top kaleye girseydi herhalde topu tutan değil, sen şampiyon ilan edilirdin. Bir de rakip 10 kişi kalınca gol atmışız, sanki çok büyük iş başarmışız gibi anlatmış, 'Ama ilk yarıda Abraham ve Toure kaçırdı' diye de eklemeyi ihmal etmemiş. Kardeşim, sen ne yaptın ilk yarıda, o da ayrı bir hikaye.
Şampiyonluk sorusuna 'Çok erken' demesi de cabası, sanki şampiyonluk için kendisinin performansının yetmeyeceğini ima eder gibi... Bir de Alanyaspor maçına değinmiş, 'Ağustos bitti, milli ara vardı, çok değişti demek istemem' falan... Yani abicim, 'biz kötüydük' demek yerine, 'şartlar olgunlaşmamıştı, astrolojik olarak gezegenler hizalanmamıştı' deseydin daha inandırıcı olurdu. Ama olsun, taraftarın önünde oynamanın güzelliğine vurgu yapmış, 'ateşleyici güç' falan demiş, o konuda haklı. Yoksa o enerjini 'idare etme' durumun, taraftar olmasa nereye kadar giderdi, onu da düşünmek lazım.