Abi şimdi Uğurcan Çakır'dan öyle bir açıklama geldi ki, kahvede çayını yudumlayan dayıların bile kaşları havaya kalktı. Demiş ki "Galatasaray'ın gelecek başarılarına katkı sağlamak istiyorum." Ya arkadaş, sen resmen "Beni alın, sarı-kırmızı formayı giyeyim, o kupaları kaldırayım, taraftarı coşturayım" demiyor musun? Ne bu diplomatik dil? Sanki BM Genel Kurulu'nda konuşma yapıyor mübarek. Yoksa menajeri "Uğurcan'cım, şöyle bir şeyler geveleyelim de piyasa kızışsın" mı dedi kulağına? Belli ki Uğurcan da "Eee, tamamdır abi, benden de bir katkı gelsin madem" diye onaylamış.
Şimdi bu "katkı sağlamak istiyorum" lafı da epey mütevazı (!) bir yaklaşım olmuş. Sanki Galatasaray'ın başarısı bir tek senin eksikliğin yüzünden aksıyor da, Uğurcan gelince hop, her şey şampiyonluğa dönecek. Aman Uğurcan, iyi kalecisin, Allah var, ama tek başına tüm takımı mı kurtaracaksın? Yoksa kaleye geçip "Benimle bu takım zaten şampiyon olur" mu demek istedin? Valla bravo, özgüven tavan. Belki de kulübeye oturup Fatih Terim'in motivasyon konuşmalarına eşlik edecek, ya da soyunma odasına her maç öncesi bir tepsi baklava getirecek. O da bir "katkı" sonuçta, damak tadımıza!
Tabii bu lafların ardından transfer piyasası yine alev aldı. "Trabzonspor kaptanını bırakır mı?", "Galatasaray'ın parası yeter mi?", "Uğurcan'ın bonservisi ne kadar?" diye başlar şimdi yorumcuların ve taraftarların kahve falı seansları. Sanki Uğurcan tek bir açıklamayla tüm transfer dengelerini değiştirdi, bravo! Bakalım bu gönüllü "katkı" arayışı nereye varacak. Eğer gerçekten sarı-kırmızı formayı giyerse, o zaman "Hani başarıya katkı?" diye sormayız artık, inşallah... Aksi takdirde, bu lafları yiyip yutup "N'apalım, kısmet değilmiş, ben de evde koltukta katkı sağlarım" demek zorunda kalırız.