Yine o bildik hikaye! Ligin ilk yarısı bitti, takımlar transfer işine girişti, bizim Sergen Hoca da nihayet raporları yetiştirme derdine düştü. Ne diyelim, geç olsun da güç olmasın, değil mi? Neyse ki, Siyah-Beyazlılar'ın derdine deva olacak, Sergen Abi'nin de 'Bunlar bana uyar' dediği iki futbolcu, kapıdan değilse de telefondan girme aşamasına gelmiş. Hayırlısı bakalım, bu sefer dertlere gerçekten derman olabilecekler mi, yoksa yine 'Şampiyonlar Ligi müziği mi açalım?' diye mi beklentiye gireceğiz?
İlk durağımız kaleye! Hani şu topların ağlarla buluşmaması için arada duran mevki var ya, işte oraya 23'lük Filip Jörgensen'i ikna etmişler. Bildiğin ikna! Sanki adam uzaydan gelip 'Türkiye ne ya?' demiş de, bizimkiler 'Gel gel, kebap var, Boğaz manzarası var, bir de Sergen Hoca var!' diye dil dökmüş gibi. Kiralık geliyormuş bir de. Eh, Chelsea'den kiralık oyuncu almak da, 'Bizim cebimizden çok para çıkmasın, topu topu altı ay sonra göndeririz' demenin kibarcası sanırım. Neyse, gol yedikçe 'Eyvah, kiralık kaleci miydi bu?' deriz artık.
Gelelim ikinci bombaya: Salih Özcan! Borussia Dortmund'dan gelecekmiş kendisi. Ama buradaki pazarlık, efsanevi bir Beşiktaş pazarlığı! Başkan Serdal Adalı gitmiş, Salih'e demiş ki, 'Evlat, sen bir git kulübünle konuş, bonservisi cebine koy gel, biz seni kaparız.' Yani, 'Gel gel, bonservissizsen kral sensin' modunda. Düşünsene, adam kendi kulübüyle 'Beni bırakın gideyim' diye savaşacak, sonra bizim kapıya gelecek. Vay anasını sayın seyirciler, transfer stratejisine bak! Önümüzdeki 1-2 gün içinde Salih'in Dortmund'u 'ikna' etmesi bekleniyormuş. Hadi bakalım, bu da 'bedavaya' gelirse, Sergen Abi'nin yüzü güler mi, yoksa 'Bir de stoper lazımdı' diye mi başlar, göreceğiz.