Şimdi efendim, bizim Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran abimiz, geçenlerde öyle pek de hoş olmayan bir 'uyuşturucu soruşturması' kapsamında, 'şüpheli' sıfatıyla (!) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir 'çay içmeye' davet edilmiş. Yani hani dersin ki, başkanın işi gücü yok mu, koskoca kulüp yönetiyor, bir de bu işlerle uğraşmak zorunda kalıyor. Ama ne yaparsın, devlet büyükleri çağırdı mı gidiyorsun tabi. Şüpheli sıfatı da ne bileyim, sanki 'geçici kadro' gibi, pek ciddiye almadık biz de.
Neyse ki, çok geçmeden o 'çay sohbeti' nihayete ermiş ve Sadettin Başkan'ımız, 'adli kontrol şartıyla' olsa da serbest bırakılmış. Yani hani maçlara gitmeme yasağı falan yokmuş, derin bir oh çektik! Ama asıl komedi adliye çıkışında yaşandı sevgili dostlar. Basın mensupları dört bir yandan sorular sorarken, bizim Fenerbahçeli yöneticilerin tek derdi neydi biliyor musunuz? 'Maça gidiyoruz!' Vallahi billahi! Sanki az önce derbiden çıkmışlar da, basın toplantısını yapmadan direkt soyunma odasına kaçıyorlar gibi bir hava vardı.
Şimdi Allah aşkına, hangi fani adliye koridorlarından böyle bir durumdan çıktıktan sonra, ilk iş 'maça gidiyoruz' der? Bu olsa olsa Fenerbahçelilik ruhudur! Yani takım şampiyonluk kovalıyor, transferler var, bir sürü iş güç... Ee, bir de adliye derdi çıktı. Ama yok, bizimkilerin önceliği belli: o top yeşil sahada dönecekse, biz de orada olacağız! Sanırsın ki maçtan sonra sorgulanmadılar, sorgudan sonra maça gidiyorlar. İşte bu yüzden Fenerbahçe, Fenerbahçe'dir. Öncelikler net, hedefler belli!