Avrupa arenasında Fiorentina, evinde AEK'ya 1-0 yenilince, sahadaki golcü Dzeko'dan gol yerine tribünlere sert bir 'ayar' geldi! Yani düşünün, takım zaten Konferans Ligi'nde kan ağlıyor, bir de üstüne taraftarın ıslıkları eklenince Dzeko'nun o meşhur sabrı taştı. Maç sonrası mikrofona yapıştı, 'Tamam, kabul, berbatız, belki bu formayı hak etmiyoruz,' diye başladı. Eeee, peki sonra ne oldu? Sonrası tam bir 'ama' fırtınası!
Dzeko diyor ki, 'Ey ahali! Evimde top kaybedince ıslıklanmak değil, bana yardım etmenizi beklerim!' Adamın kariyeri var, 20 yılını bu işe vermiş, dünyanın her yerinde top koşturmuş. En şatafatlı stattan, en patates tarlası gibi olana kadar her yeri görmüş. Özellikle genç oyuncuların desteğe ihtiyacı olduğunu, kötü bir pasta bile alkışa muhtaç olduklarını anlatıyor. Yani tribünden gelen o negatif enerji, bırakın oyuncuyu coşturmayı, resmen pas atmaktan, hata yapmaktan korkan, eli ayağına dolaşan bir takıma dönüştürüyor insanı. Resmen 'Sahada dansöz değiliz, bir hata yapsak anında mı sallayacaksınız bizi?' der gibi!
Fiorentina'nın fiziksel olarak en iyi durumda olmadığını, ama bir yandan da takımın çok çalıştığını ve zamana ihtiyacı olduğunu belirtiyor Dzeko. Hatta 'Juve maçında daha iyiydik' falan diyor, yani bir nevi 'uğraşıyoruz beyler, biraz daha sabır' mesajı veriyor. Bu arada, Konferans Ligi'nde 6 puanla 17. sırada (!) bulunmaları da ayrı bir komedi unsuru. (Hani grup aşamasında kaç takım var ki 17. sıra oluyor, orayı da bi açıklasalar keşke, neyse!) Velhasıl kelam, Dzeko'nun derdi şu: Bu kötü günlerde birleşin, destek olun. Yoksa bu iş tek başına düzelmez, zaten yeterince kötüyüz, bir de birbirimizi yemeyelim diyor. Haklı mı? Bence haklı! Oynamayanı ıslıklarsın da, maç boyu her pas hatasında giyotine götürürsen, o maçın sonunu kimse getiremez be kardeşim!