Arkadaşlar, kahvedeki masamız yine milli takım muhabbetiyle dolup taşacak belli ki! 2026 Dünya Kupası elemelerinde İspanya'ya karşı aldığımız 6-0'lık mağlubiyet sonrası, artık "acaba gider miyiz?" yerine "nasıl bir maç izledik biz?" diye sormaya başladık. Hani maç dediğin 90 dakika sürer ya, bizimkiler için 90 dakikalık bir "pas oyunu dersi" olmuş. Spor yazarları da sağ olsun, maçın özetini gayet net yapmış: Uğur Meleke'nin dediği gibi, İspanya, Yamal'ı, Pedri'siyle resmen 'Barcelona 2011 reloaded' versiyonunu sahneye koymuş. Topu öyle bir çevirmişler ki, bizimkiler topun peşinden koşmaktan yorulmuş, nefes nefese kalmış. Sanki rakip değil, parkta top süren mahalle çocuklarıymış gibi bir rahatlık...
Halil Özer abimizin dediği gibi, İspanyollar çikolatalı, çilekli pasta gibiyken, biz resmen 'kuru ekmek' tadında kalmışız. Hatta pasta değil, maçta ekmeği de unutmuşuz. Uğur Meleke haklı, 'inanılmaz temassız, aşırı yumuşak, naif' oynamışız. Korner dönüşlerinde her seferinde eksik yakalanmak ne demek? Savunma yapmayı unutmuşuz mu, yoksa İspanya'nın güzelliğine mi dalmışız belli değil. Montella hocamız da maçı herhalde televizyondan izlemiş gibi, 6-0 olana kadar tek değişiklik yapması akıl tutulması. Fatih Doğan da 'sistem yok, B planı yok' diye isyan bayrağını çekmiş, haklı olarak. Rodri yürüyerek gol atıyorsa, orada bir sıkıntı var demektir. Murat Özbostan'ın dediği gibi, Uğurcan kurtarmasa, biz o 6-0'ı değil, 10-0'ı konuşuyor olurduk. Resmen tek kişilik şov yapmış, diğerleri de 'seyirci modu'na geçmiş.
Peki bu tarihi hezimetin faturasını kim ödeyecek? Murat Özbostan'ın sorusu gayet yerinde. TFF karar verecekmiş. Cem Dizdar abimiz de boşuna dememiş, 'moralle, motivasyonla olmuyor bu işler, biraz da bilgiyle oynayalım' diye. Arda Güler, Hakan Çalhanoğlu gibi yeteneklerimiz bile pas oyununda görünmez oluyorsa, ortada ciddi bir 'ders' çıkarılması gereken durum var demektir. Şimdi bakalım, Bulgaristan ve Gürcistan maçlarında bu 'futbol dersinden' neler öğrendiğimizi (!) göreceğiz. Yoksa o maçlar da 'hazırlık maçı' tadında mı geçer, bekleyip göreceğiz. Bizim milli takım, mübarek ders kitabı gibi oldu; her maç ayrı bir ünite, her ünite ayrı bir 'acaba ne olacak?' sorusuyla dolu.