Eeee, beyler, geçen Galatasaray-Trabzonspor derbisi oynandı malumunuz. Gol mol yok, dümdüz 0-0 tırışkadan bir maç bitti. Ama maçtan sonra bir olay var ki, bizim Hasan Şaş hocayı resmen çıldırtmış, bildiğin kılıcını çekmiş ortalığa çıkmış! Neye mi? Maç bitmiş, bizim Uğurcan Çakır'ı almışlar röportaja çıkarmışlar! Hasan hoca da bunu görünce kendini tutamamış, başlamış avaz avaz sormaya: 'Kim bu iletişimci ya?! Bu nasıl iletişim kardeşim?!'
Şimdi Hasan Şaş boşuna demiyor. 'Uğurcan zaten baskı altında, zaten binlerce mesaj alıyor, bir de maçtan sonra canlı yayına itekliyorlar, sanki çocuk cinayet işlemiş gibi muamele yapıyorlar' diye isyan ediyor. E haklı adam, çocuk zaten stres topu olmuş, bir de gelmiş orada dert anlatıyor. Hani o meşhur 33 milyon euro'luk transfer muhabbetleri vardı ya, Hasan hoca diyor ki 'O parayı kazandırması taraftarın umurunda olmaz. Trabzon'dan gittin mi, sen düşmansın bitti.' Vay arkadaş! Anlayacağınız, kimse Uğurcan'ı korumuyor mu orada? Ya da bu 'iletişim dehası' çocukları harcamak için mi antrenör olmuş, anlayamadık.
İşin komik tarafı da şu: Dört gün sonra Şampiyonlar Ligi maçı var, çocuk zaten diken üstünde. Hasan hoca da 'Niye bu oyuncunun psikolojisini bozuyorsunuz şimdi?' diye feryat figan bağırıyor. Yetmemiş gibi, bir de Barış Alper Yılmaz meselesine girmiş. 'Sahada ıslıklanan Barış Alper'i çıkarıyorsunuz, başka yapabileceğiniz yok mu?' diyor. Yani demem o ki, Hasan Şaş'ın isyanı sadece Uğurcan için değil, genel bir 'Bu nasıl iletişim, bu nasıl oyuncu seçimi' feryadı. Valla bravo, Hasan hoca bildiğin bizim kahve masasındaki dertlerimizi, dert ettiğimiz o 'iletişim dehalarını' dile getirmiş!