Ya arkadaşlar, bizim Arda var ya, hani şu Real Madrid'de top koşturan minik dahi... Geçtiğimiz Şampiyonlar Ligi haftasında Juventus'u Bellingham'ın tek golüyle 1-0 yendiler, tamam, güzel. Ama maçı asıl konuşulacak olayı Arda'nın kendi çapında yarattığı tatlı krizi oldu! Performansıyla sahanın tozunu attırıp 'Maçın Adamı' seçilince, ödülü kazandığını öğrendiği an öyle bir tepki verdi ki, tüm dünya 'Bu çocuk uzaylı mı?' diye ekranlara yapıştı. Suratında 'Eyvah, şimdi bir de konuşma mı yapacağım?' ifadesi vardı sanki.
Tabii millet Arda'nın 'ödül mü, o da ne?' tavırlarına kilitlenince, çocuk bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Diyor ki, 'Ben bunun için oynamıyorum ki ağabey, ben galibiyet için oynuyorum.' Vay be! Ödülü alırken sanki cebinden para eksilmiş gibi surat yapan Arda, meğer o an ödül kazandığını bile bilmiyormuş. Yani düşünün, sahada topa basıp artistik hareketler yapıyorsun, takımına maç kazandırıyorsun, sonra biri gelip sana ödül veriyor ve sen 'Ne alaka şimdi?' modundasın. Klasik Türk futbolcu mütevaziliği diyelim mi, yoksa 'Şampiyonlar Ligi'nde oynuyorum, bu ödüller benim için küçük şeyler' havası mı, bilemedim. Ama bence biraz da 'Ne ara oldu ya bu ödül işi, ben daha gol atıyordum' şaşkınlığı vardı.
Neyse ki Xabi Alonso gibi akıllı bir hoca var başında. O da Arda'yı bir güzel anlattı basın toplantısında: 'Bu çocuk futbol oynamaya bayılıyor, topu gördü mü kaptığı gibi gitmek istiyor.' Ee, anladık hoca, Arda sahada topu kendine sevgilisi gibi görüyor, ödüller meödüller hikaye... Zaten 'Wirtz'i hatırlatıyor' demesi de cabası. Anlayacağınız, bizim Arda efendi, sadece futbol oynamak istiyor. Ödül, para, pul... Bunlar teferruat. Yani bir nevi 'Ben bu işi parası için yapmıyorum, zevkine yapıyorum' diyen esnaf gibi, top peşinde koşturmaya devam ediyor. Biz de izliyoruz, ne diyelim.