İnci Tanesi Gibi İki Damla: Tribünde Babalık, Kısık Ses ve Hüzün Bülteni

Yayın Tarihi: 03.11.2026 06:40
Ana Sayfa Haberler İnci Tanesi Gibi İki Damla: Tribünde Babalık, Kısık Ses ve Hüzün Bülteni

SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.

Fenerbahçeli bir arkadaşım çocuğuyla birlikte Göztepe maçına gitti, maçtan sonra da soluğu yanımda aldı. Babanın sesi kısılmış, çocuğun gözlerinde ise akşam hüzün bülteni yanıp sönüyordu. Ve malum soru gecikmedi: Hani bizi ağlatmayacaktınız?

Çocukla maça gitmek başlı başına bir milli proje, öyle bilet alıp gireyim çıkayım işi değil. Önce stada gidiş var, trafikte korna senfonisi eşliğinde sabır testi. Sonra patlamış mısır mı çekirdek mi referandumu, tuvalet kuyruğunda jeopolitik pazarlıklar. Hele bir de atkıyı boynuna doladın mı tamamdır, o çocuk artık tribünün fahri üyesidir, geri dönüşü yoktur.

Bizim babanın sesi kısılmış, normaldir. Türk tribününde ses telleri maçtan önce sağlam teslim edilir, maçtan sonra hurda olarak geri alınır. Adam doksan dakika boyunca hem takımı yönetmiş, hem hakeme uzaktan eğitim vermiş, hem de yan koltuktaki çocuğa oyunu anlık tercüme etmiş. Bir ara o kadar bağırmış ki Göztepe kalesine değil, kendi boğazına gol atmış.

Çocuğun gözlerindeki o hüzün bültenini de yanlış okumamak lazım. Bu, bildiğimiz ağlama değil, ilk büyük hayal kırıklığıyla tanışma töreni. Pazarda beğendiği oyuncağın alınmaması gibi değil, daha büyük bir şey. Çünkü tribünde öğrendiğin ilk felsefe dersidir bu: Çok seversen çok üzülürsün, ama yine de çok seversin. Logaritma gibi, çöz çöz bitmez.

Göztepe maçı da zaten çocuğa ilk gün okul forması giydirip kantine göndermek gibi. Karşında öyle bir tribün var ki, davul susmuyor, bayrak inmiyor, İzmir rüzgarı esiyor. Bizimkiler orada şarkı söylerken bizim çocuk muhtemelen şunu düşündü: Baba biz bunlarla mı başa çıkacaktık. Evet evlat, tribünlerin düğün salonu gibi olanı var, taziye evi gibi olanı var.

İşin en komik tarafı o ağlatmayacaktınız vaadi. Bunu hangi baba vermediyse ilk taşı atsın. Sanki takım odasında sözleşme imzalamış gibi, merak etme oğlum bugün güleceğiz. Oysa futbol sözü, pazartesi diyete başlıyorum sözünün stadyum şubesidir. Niyet iyi, irade sağlam, sonuç genelde baklava tepsisiyle gece yarısı buluşmak. Tribünde de aynısı, gülmeye gidiyorsun hüzün bülteniyle dönüyorsun.

Babalık da zaten canlı yayın spikerliği gibi bir şey. Baba bir yandan maçı izliyor, bir yandan çocuğa moral aşılıyor, offsaytı evde maketle anlatırım diye not alıyor. Arada çekirdeği paylaştırıyor, kulağını kötü tezahürata kapatıyor, gözü skorbordda kalbi küçük omuzda. Adeta tek kişilik çocuk kanalı ile spor kanalı karışımı yayın yapıyor, üstelik reklamsız.

Yine de o inci tanesi misali iki damla yaş boşa gitmedi bence. Çocuk o gün tribünde ağlamanın da oyunun bir parçası olduğunu öğrendi. Yıllar sonra aynı koltukta babasına dönüp merak etme baba diyecek, ben alışığım. İşte taraftarlık dediğin miras böyle devrediliyor, tapuyla değil gözyaşıyla. Bu işin kombinesi de böyledir. Babanın kısık sesi de bunun noter onayıdır.

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış spor mizahı. Mizahi yorumlar gerçek açıklama veya yeni haber bilgisi değildir. Kaynak: A Spor

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş WhatsApp'ta Paylaş