SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, A Spor'un özel yayınında Türk futbolunun gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Konu başlıkları arasında bahis soruşturması, şike tartışmaları, Montella ve EURO 2032 gösteriliyor. Kaynak metin, kendi takımı aleyhine bahis oynadığı öne sürülenlerle ilgili cümleye girip tam orada kesiliyor.
Türk futbolunda özel yayın demek, evde tencere kaynarken salondan gelen cızırtılı düdük sesi demektir. Işıklar biraz kısılır, alt bant kıpkırmızı olur, sunucu kaşlarını tam kıvamında çatar. İzleyici daha ilk otuz saniyede çekirdeğini hazır eder, çünkü bilir ki bu programda çay bitmeden gündem bitmez. Koltuklar bile bir tık dikleşir, sanki hoca kenardan oyuncu değiştirecekmiş gibi bir ciddiyet çöker odaya.
Bahis soruşturması artık hava durumu gibi sunuluyor, her bültende var ve kimse şemsiyesiz çıkmıyor dışarı. Kendi takımı aleyhine oynama fikri ise tribünde duyulsa marş söyleyen amigoyu bile bir anlığına muhasebeciye çevirir. Düşünsene, sabah kombineyi yeniliyorsun, akşam kuponda rakip takımın galibiyetine göz kırpıyorsun. Bu, bakkala veresiye yazdırıp sonra bakkalın tabelasını şikayet etmek gibi bir şey, ekonomik açıdan yaratıcı ama sosyal açıdan tam bir intihar görevi.
Şike kelimesi Türk futbolunun evdeki eski halısı gibidir, kaldırırsın altında yine aynı toz, yine aynı desen. Her birkaç yılda bir balkondan çırpılır, tozu bütün mahalleye savrulur. Konu açıldı mı herkes bir anda hukukçu, tarihçi ve komplo teorisyeni olur. Kahvede tavla zarı düşer, biri mutlaka o zarı bile eski bir sezona bağlar. Top yuvarlak olmaktan çıkıp adeta bohçaya dönüşür, açtıkça içinden yeni bir düğüm çıkar.
Montella adının her gündemde geçmesi de ayrı bir ritüel haline geldi. Adam kenarda sakin sakin kollarını kavuşturuyor, bizde ise kaşının kalkması bile manşet oluyor. Mahallede yeni bir İtalyan lokantası açılsa hemen milli takımın oyun planına bağlıyoruz. Espresso mu içti, filtre kahve mi, acaba üçlü savunma mı deneyecek diye bakıyoruz. Teknik direktör değil sanki falcıların yeni gözdesi, fincanda değil dizilişte kısmet arıyoruz.
EURO 2032 ise Türk futbolunun emeklilik hayali gibi duruyor. Daha takvimler başka yılı gösterirken biz 2032'nin stad otoparkını, turnuva şarkısını tartışıyoruz. Bu, pirinç daha ayıklanmadan düğün menüsüne kavurma yazdırmak gibidir. Heves güzel, plan güzel ama önce şu haftasonu oynanacak maçlarda VAR odasının kliması bir düzgün çalışsın. Uzak hedefler, yakın arızaları unutturmak için birebirdir, projeksiyon perdesi ne kadar büyükse saha çamuru o kadar görünmez.
Tribün bu tip yayınları izlerken ikiye bölünür, bir taraf ciddiyetle not alır, diğer taraf çekirdek çitler. Bir dayı grubu vardır, televizyonun sesini açtırıp ekrana hakeme seslenir gibi seslenir. Bir genç grup vardır, telefonu elinde, açıklama bitmeden capsini hazırlar. İkisinin ertesi gün halı sahada kurduğu cümle ise aynıdır. Abi dün geceyi gördün mü, ortalık yine karışmış. Bilgi net değildir ama heyecan yüzde yüzdür, offside kuralını bilmeyen bile gündemi savunmada boşluk bırakmaz.
Sonuçta tablo hep tanıdık, başkan konuşur, başlıklar uçuşur, taraftar kendi arasında mini federasyon kurar. Bahis konuşulur, şike hatırlanır, Montella tartışılır, 2032 hayal edilir ve pazartesi sabahı herkes yine aynı soruyla uyanır. Bizim takım bu hafta ne yapar. Gündem sarsılır ama koltuk yerinden oynamaz, çünkü Türk futbolunda sarsıntı dediğin şey zaten yerleşik düzendir. Deprem çantamızda düdük, atkı ve yedek umut taşıyoruz, düdük çaldıkça umudu şişiriyoruz.
