SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi'nin 4. haftasında evinde Stuttgart'ı ağırlayacak. Sarı kırmızılılar bu zorlu maçtan üç puanla ayrılmanın hesaplarını yapıyor. Teknik direktör Okan Buruk'un stoper tercihi de merak konusu oldu.
Ülkede stoper kararı açıklanmadan önce herkesin haberi olmuş olması, Türk futbolunun yerleşik fizik kuralıdır. Taksici ayrı 11 yapar, berber ayrı 11 yapar, sabah kahvaltıda anne bile ofsayt çizgisini sorgular. Okan Buruk daha kararını vermeden mahallede karar çoktan verilmiştir, hatta uygulanıp beğenilmemiştir bile.
İşin güzel tarafı, stoper mevkisi artık bir futbol pozisyonu değil, bir karakter testidir. Kimi taraftara göre stoper dediğin duvar gibi olacak, top da geçmeyecek adam da geçmeyecek, gerekirse rüzgar bile vize alacak. Kimi taraftara göre ise topla çıkacak, oyun kuracak, yeri gelince forvete gol attıracak, eve dönerken ekmek de alacak. Beklenti o kadar büyüdü ki, yakında ilan açılsa müracaat şartlarına sakin ol, uzun ol ve panik yapma yazılacak.
Şampiyonlar Ligi haftası bizde zaten başlı başına bir milli tören havasında yaşanır. Salı mı çarşamba mı kimse tam bilmez ama herkes o akşam evdedir. Çay demlenir, çekirdek stoklanır, koltukların açısı milimetrik ayarlanır. Maçtan iki saat önce televizyon açılır, daha ısınmaya çıkan futbolcunun yüz ifadesinden maçın gidişatı çözülür. Surat asıksa eyvah deriz, gülüyorsa konsantrasyon bozulmuş deriz. Futbolcunun kazanma şansı yoktur, bizim yorumdan kaçma şansı yoktur.
Rakibin Stuttgart olması da işi ayrı bir boyuta taşıyor. Adında Stuttgart geçen her takım, Türk taraftarın gözünde sanki matkapla doğmuş, presle büyümüş, dakikada yüz kilometre koşan robotlardan kuruludur. Oysa sahaya çıkanlar da insan, onlar da yoruluyor, onlar da bazen geri pasında saçmalıyor. Ama bizde Alman takımı deyince akan sular durur, herkes bir ciddileşir, sanki halı sahada karşımıza mühendis takımı gelmiş gibi oluruz. Halbuki bizim çocuklar da Avrupa'da deplasmanda otobüs kovalamıyor, bayağı top oynuyor.
Bu stoper muhabbetinin bu kadar büyümesinin sebebi de basit aslında. Türk taraftarı golü sever ama gole giden yoldan önce gol yememeyi dert eder. Üç atalım ama iki yemeyelimcilerle, önce yemeyelim sonra bakarızcılar arasında yüzyıllık bir felsefe savaşı vardır. Stoper kararı bu yüzden teknik bir tercih değil, bir yaşam biçimidir. Tıpkı evde koltuk takımı seçmek gibi, biri rahat olsun der, biri misafire rezil olmayalım der, sonunda herkes üstünde uyuklar.
Bir de kadro tahmin etme hastalığımız var ki, Şampiyonlar Ligi müziği kadar meşhurdur. Sosyal medyada herkes kendi 11'ini yapar, sonra resmi 11 açıklanınca milli yas ilan edilir. Benim 11'imde o yoktu, bu hoca da hiç anlamıyor diye başlayan cümleler, maçın ilk düdüğüne kadar sürer. İlk düdük çalar, top santraya konur, bütün taktik dehalar bir süreliğine teknik direktöre dönüşür, daha doğrusu bağıran adama dönüşür. Ekran başında gördüğümüz her pozisyon, tribünde on kat şiddetli yaşanır.
Sonuçta Galatasaray evinde Stuttgart karşısına üç puan parolasıyla çıkacak, Okan Buruk da bir stoper tercihi yapacak ve top bir şekilde santraya konacak. Biz yine son dakikaya kadar nefesimizi tutup, sonra niye bu kadar gerildik diye kendimize kızacağız. Çünkü bizde maç izlemek bir etkinlik değil, bir akrabalık ilişkisidir; kızarsın, küsersin, bağırırsın ama asla bırakmazsın. Stoper kim olursa olsun, o gece hepimiz aynı savunmaya çekileceğiz: Kalbimizle ileri, aklımızla geri.
