SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Trabzonspor sahasında Gaziantep FK'yı ağırladı. Karşılaşma sırasında bordo-mavili taraftarlar Filistin'i unutmadı ve destek verdi. Maçın hikâyesi sahada yazılırken, tribün gidip daha büyük bir hikâyeye selam çaktı.
Normalde Trabzonspor tribünü dediğin yer, ligin en ciddi strateji merkezidir. Orada herkes aynı anda hem forvetin koşu yolunu görür, hem hakemin art niyetini sezer, hem de yanındaki simitçinin çayını soğutmadan içmesi için taktik verir. Dokunsan taktik tahtası açacak bir kalabalıktan bahsediyoruz. Hal böyleyken bu kez topa değil, dünyaya bakmaları insanı bir durup düşündürüyor. Demek ki çekirdeğe ara verilince vicdan da devreye girebiliyormuş.
Trabzon'da gündem değiştirmek zordur, bunu kabul edelim. Sabah kahvaltıda hamsi konuşulur, öğlen yağmur konuşulur, akşam maç konuşulur, gece yine maçın tekrarı konuşulur. Arada biri lafa Filistin, Gazze, dünya derse genelde çay ocağındaki televizyonun sesi kısılır. Ama bu sefer tribün sesi açmayı tercih etmiş. Hem de öyle cılız bir mırıltıyla değil, Karadeniz'in o meşhur uğultusuyla. Hani komşunun düğününde horon teperken bile ritmi kaçırmayan o disiplinle.
İşin güzel tarafı şu: Tribün kültürü genelde herkesin birbirine bağırdığı, kimseyi duymadığı bir yer sanılır. Oysa değil. Tribün, binlerce kişinin aynı anda aynı şeyi düşünebildiği nadir kamusal alanlardan biridir. Apartman toplantısında aidata bile karar veremezken, tribünde on bin kişi aynı anda aynı tempoda susup aynı anda aynı tempoda destek verebiliyor. Yöneticiler bunu görse, site yönetimini tribün liderlerine devreder.
Bir de olayın zamanlamasına bak. Ligin 10. haftası, herkesin puan cetvelini telefonun hesap makinesiyle hesapladığı dönem. Kimi düşme hattını, kimi Avrupa potasını kolluyor. Futbolseverin beyni Excel tablosu gibi çalışıyor: Averaj, ikili averaj, fikstür zorluğu... Tam bu muhasebe haftasında çıkıp futbol dışı bir şeyi hatırlatmak, muhasebeciler toplantısında şiir okumak gibi bir şey. Absürt, beklenmedik ama bir o kadar da gerekli.
Üstelik bunu yapan taraftarın konfor alanı da yok. Trabzonspor taraftarı rahat taraftar değildir. Yağmur yağar ıslanır, rüzgar eser üşür, takım geriye düşer gerilir. Karadeniz'de maç izlemek, doğayla sözleşme imzalamak gibidir. Buna rağmen insanlar kendi dertlerini bir kenara bırakıp kilometrelerce ötedeki bir acıyı gündeme taşımış. Biz kendi apartmanımızdaki asansör bozuk diye dünyaya küserken, onlar kendi maçının ortasında dünyayı hatırlamış. Skor kaç olursa olsun, empati deplasmanda bile kazanmış.
Elbette sosyal medyada hemen iki tayfa belirmiştir. Bir tayfa helal olsun demiştir, diğer tayfa futbola siyaset karışmasın demiştir. İkinci tayfaya sormak lazım: Kardeşim, tribünde siyaset yoksa o formanın göğsündeki sponsor ne, o kale arkasındaki dev reklam panoları ne, devre arasında anonsla okunan pideci kampanyası ne? Tribün zaten hayatın ta kendisi. Bugün Filistin olur, yarın deprem olur, öbür gün sokak hayvanları olur. Vicdanın ofsaytı olmaz.
Günün sonunda sahada top yuvarlandı, düdük çaldı, herkes evine gitti. Ama tribünde kalan o dayanışma hissi, ertesi günkü hamsi tava kadar gerçekti. Futbol bazen sadece futbol değildir klişesi vardır ya, Trabzonspor taraftarı onu klişe olmaktan çıkarıp uygulamalı derse çevirdi. Helal olsun; belli ki bu tribün sadece takıma değil, insanlığa da bordo-mavi yürekten bağlı.
