SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Formula 1'de Meksika Grand Prix'si öncesi sıralama turları koşuldu. Ferrari pilotu Lewis Hamilton seansı zirvede tamamlayarak pole pozisyonunun sahibi oldu. Böylece Hamilton, tam üç yıl aradan sonra sıralama turlarında yeniden ilk sırayı aldı.
Üç yıl dile kolay. Bu memlekette üç yılda mahallenin çaycısı emekli olur, halı saha ekibi üç kez kavga edip üç kez barışır, evdeki modem bile en az iki kez değişir. Formula 1'de üç yıl pole beklemek de biraz böyledir; herkes unutmuş gibi yapar ama takvimde bir yerde not durur. Hamilton Meksika'da o notu buldu, tozunu üfledi ve cebine koydu.
Meksika tribünü zaten başlı başına bir akraba düğünüdür. Bir yanda mariachi sesi, bir yanda havaya uçuşan sombrerolar, bir yanda start düzlüğünü bayram yerine çeviren kalabalık. Bizim Süper Lig tribününde çekirdek çitleyip yan hakeme taktik veren amcanın Meksika versiyonu orada davulla tempo tutuyor. Hamilton pistten geçerken hissettiği rüzgarın yarısı aerodinami ise yarısı bu kalabalığın uğultusudur.
Pole pozisyonunun güzelliği de acımasızlığı da aynıdır: Pazar günü kimseye torpil yapmaz. Cumartesi gününün kralı olmak, halı sahada önce takımları seçmek gibidir; hava atarsın ama maç daha başlamamıştır. Yine de önce seçilmenin keyfi başkadır. Üç yıl kenarda bekleyip kaptanlar tarafından en sona bırakılan yetenekli arkadaşın bir gün gelip ilk sıradan seçilmesi gibi bir şey. Tribün bilir, o anın buruk sevinci hiçbir şeye benzemez.
İşin sosyal medya tarafı ise ayrı bir karnaval. Üç yıldır sessizde bekleyen Hamilton hayranları bir anda arşivden fotoğraf çıkarmaya başladı. Kimi eski tişörtü buldu, kimi yıllardır kullanmadığı kullanıcı adını geri aldı. Tıpkı üç yıldır aramayan lise arkadaşının şampiyonluk gecesi ortaya çıkması gibi. Ferrari sayfalarının yorumları da şenlikli; yıllardır strateji masasına söylenip duran İtalyan sevdalıları bir cumartesiliğine de olsa küsleri bitirdi.
Kuru ironi sevenler için de malzeme bol. Üç yıl pole alamamak normalde sorgu sebebidir, bizde olsa teknik direktör üç kez istifa edip iki kez geri dönerdi. Formula 1'de ise sabır hâlâ erdem sayılıyor. Kimse kovulmadı, kimse yaka silkelenip gitmedi, herkes aynı ciddiyetle çalışmaya devam etti. Sonunda da ödül geldi. Biraz da şaşırtıcı; günümüz spor ikliminde üç yıl bekleyen değil, üç yarış bekleyemeyen bir dönemden geçiyoruz.
Bu arada pazar planı yapanlara geçmiş olsun. Pole haberi duyulduktan sonra evdeki hesap çarşıya uymaz. Kahvaltı sofrası erken kurulur, çay demlenir, koltuk kapılır. Anneler, eşler, çocuklar bu tiyatroyu ezbere bilir. Bizde maç günü evin reisi koltuğa kurulur ve kumanda kutsal emanet olur; Meksika Grand Prix'si de o kutsal emanetin bir kez daha ortaya çıkması için bahane oldu. Hamilton sağ olsun, aile içi diplomasi bir hafta daha ertelendi.
Sonuçta Meksika'da yaşanan şey basit ve güzel: Hızlı bir tur, doğru bir gün, üç yıllık bir hasretin sonu. Ne şampiyonluk ilan edildi ne tarih yeniden yazıldı, sadece cumartesi akşamı herkes biraz daha neşeli uyudu. Pazar günü yarış başlayınca her şey sıfırlanacak, lastikler ısınacak, kalpler hızlanacak. Ama bir süreliğine, pole pozisyonunun adı Hamilton ve keyfi hepimizin. Bundan daha temiz bir spor sevinci zor bulunur.
