SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe, Kadıköy'de konuk ettiği Göztepe'ye 2-1 mağlup oldu. Sarı-lacivertliler karşılaşmanın son bölümünde yediği gollerle sahadan puansız ayrılırken, maçın ardından spor yazarları mücadeleyi çarpıcı ifadelerle değerlendirdi.
Maçın hikâyesi Türk dizisi gibiydi. Her şey yolunda gidiyor sandığın yerde bir anda elektrikler kesiliyor, herkes birbirine bakıyor. Tribünde çekirdek çitleyen adam bile elindeki çöpü yere atmayı unutmuş, öyle bir sessizlik. Kadıköy'de o son bölüme kadar her şey ev sahibinin misafirliğe gelen akrabaya çay ikram etme nezaketindeydi, sonrası ise misafirin koltuğa kurulup kumandayı alması gibi bir şeydi.
Fenerbahçe taraftarının ruh hali artık meteoroloji gibi takip ediliyor. Sabah güneşli başlıyorsun, öğlen parçalı bulutlu, akşam son bölümde bir anda sağanak. Şemsiye desen yok, atkıyı kafana çekmişsin. Bir gol yemek tamam da üst üste gelince insan ister istemez kombiyi kışa hazırlamayan ev sahibi gibi hissediyor. Her şey çalışıyor sanıyorsun, meğer basınç düşmüş, peteklerin yarısı ısınmıyormuş.
Spor yazarlarının çarpıcı ifadelerle değerlendirmesi kısmı da ayrı bir lig zaten. Maç bitiyor, klavyeler ısınıyor, herkes sıfat hazinesinin kapağını açıyor. Biri benzetme yapıyor, öteki teşhis koyuyor, beriki tarihten örnek veriyor. Okurken insan kendini pazarda tezgahtarlar arasında kalmış gibi hissediyor. Hepsinin sesi yükseliyor ama aslında hepsi aynı şeyi söylüyor, bu iş son dakikalarda bir tuhaf oluyor.
Tribün kültürü açısından bakınca durum daha da tanıdık. Yanındaki amca doksan dakika boyunca teknik direktörden daha çok çalışıyor, ayakta, bağırıyor, taktik veriyor. Gol olunca herkes birbirine sarılıyor, tanımadığı adamla kanka oluyor. Son bölümde goller yenince ise aynı grup bir anda sabah otobüsünde yan yana düşmüş yabancılar gibi susuyor. Kimse kimseye bakmıyor, herkes telefonuna gömülüyor, veri analizi başlıyor.
Göztepe tarafı ise hikâyenin en rahat karakteri. Deplasman dediğin zaten misafirliktir, önce sessiz oturursun, ev sahibi konuşur. Sonra bir bakmışsın muhabbeti ele almışsın, ikinci çayı kendin koymuşsun. İzmir'den kalkıp gelmek kolay değil, yol uzun, trafik var, ama son bölümde atılan iki gol bütün yorgunluğu unutturur. Dönüş otobüsünde horon tepen olur mu bilmem ama sessizce gülümseyip camdan dışarı bakan çok olur.
İşin gündelik hayat benzetmesi de bol. Son bölümde gol yemek, tam evden çıkarken yağmurun bastırması gibi. Şemsiye almadın, mont ince, taksi de yok. Ya da fırında börek beklerken son beş dakikada üstünün yanması gibi. O kadar beklemişsin, kokusu gelmiş, misafir sofraya oturmuş, bir bakmışsın kenarlar çıtırdan öteye geçmiş. Ne böreği atabiliyorsun ne de gönül rahatlığıyla servis edebiliyorsun.
Sonuçta tabelada yazan şey basit, Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe evinde Göztepe'ye 2-1 kaybetti. Ama tribünde, köşe yazısında ve evde yaşanan şey çok daha büyük. Herkesin dilinde aynı soru, son bölümde ne oluyor da işler tersine dönüyor. Cevabı kimse bilmiyor ama herkes konuşuyor, zaten futbol dediğin de bu değil mi, bilmediğin şeyi en yüksek sesle tartışma sanatı.
