SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Fenerbahçe dün gece evinde 3 puan bıraktı. Kayıp, yazarımıza göre basit bir puan kaybından fazlasıydı. Zira ona göre sarı-lacivertliler daha 10. haftada Süper Lig'e havlu attı.
Türk futbolunda havlu atma takvimi artık fikstür kadar resmi bir şey. Eskiden havlu için nisan beklenirdi, zarif bir veda yapılırdı, herkes acısını içine atardı. Şimdi ekimde havlu atılıyor, kasımda havlu geri yıkanıp ipe asılıyor, aralıkta da üşüdük diye battaniye isteniyor. Havlu atmak bizde pes etmek değil, bir tür taktik hamle, erken karamsarlık sanatı olarak terfi etti.
Tribünde bu durumun karşılığı da hazır. Daha ısınma turunda Ekim güneşi enseye vururken biri mutlaka seneye diye mırıldanır. Yanındaki de seneye hangi seneye diye sorar. Muhabbet bir anda emeklilik planı gibi uzar. Herkes hesap yapar ama kimse hesap tutmaz. Çekirdek çitlerken yapılan bu derin analizler normalde ülke ekonomisini de kurtarır, ama konu Fenerbahçe olunca kimse rasyonel kalamaz.
Aslında onuncu haftada havlu atmak gündelik hayatla birebir uyumlu. Ayın onu gelmeden parayı bitirip ay sonunu gözden çıkarmak gibi. Pazartesi diyete başlayıp pazartesi akşamı lahmacuna havluyu kaptırmak gibi. Fatura gelmeden kombiyi kısıp battaniyeyle barış ilan etmek gibi. Fenerbahçe de puan cetveline şöyle bir bakıp kombiyi kısmış, üstüne hırka giymiş gibi duruyor. Henüz donmadık ama üşüme provası yapıyoruz.
İşin komik yanı havlunun ligin ortasına atılması değil, havlunun bir türlü yerde kalmaması. Bizde atılan her havlu bir hafta sonra geri alınıyor. İki galibiyet üst üste gelince havlu tribünden sahaya havai fişek gibi geri fırlatılıyor. Bir mağlubiyette yine aynı havlu, aynı köşe, aynı dram sahneye konuyor. Havlu resmen sezonun en istikrarlı oyuncusu. Ne sakatlanıyor, ne formsuz kalıyor, ne de kadro dışı bırakılıyor.
Bir de büyük takım meselesi var. Kaynak cümle orada kesiliyor ama tribün cümlenin devamını ezbere bilir. Büyük takım böyle oynamaz, büyük takım havlu atmaz, büyük takım ekimde değil mayısta üzülür gibi binlerce devam ihtimali havada uçuşur. Herkes cümleyi kendi hayal kırıklığına göre tamamlar. Kimi sabırsızlığa bağlar, kimi ciddiyetsizliğe, kimi de çayına şeker atmayı unutan kör talihine. Devamı için tıklayınız kısmı aslında taraftarın beyninde otomatik tamamlanıyor.
Oysa onuncu hafta dediğin futbolda daha fragman bile değil. Dizinin ikinci bölümünde katil buymuş diye televizyonu kapatmaya benziyor. Daha ara dönem dedikoduları çıkmadı, daha hakem tartışmalarının esas sezonu açılmadı, daha kar yağışı, zemin vizesi ve fikstür bahanesi kullanılmadı. Daha kış gelmedi, daha herkes birbirini yenmedi. Havlu için erken mi sorusu bu yüzden değil, havlunun kendisi yüzünden komik duruyor.
Belki de en sağlıklısı havluyu lige değil umutsuzluğa atmak. Fenerbahçe evinde kaybetti, evet. Yara aldı, evet. Ama ekim ayında havluyu atan Türk futbolu, mayıs ayında o havluyla ter silmeye devam edecek. Biz tribün milleti olarak havlusuz yapamayız, elimizde bir şey olacak. Yeter ki o havlu temiz olsun, gerisi bir şekilde efsane şampiyonluk hikayesine dönüşür. Havluyu atan da bir gün o havlunun üstünde şampiyonluk pozu verir, hiç merak etmeyin.
