SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe, sahasında Göztepe'ye 2-1 mağlup oldu. Sarı-lacivertliler böylece ligdeki 4. yenilgisini aldı. Kaybedilen bu dört maçın üçünün öne geçilen karşılaşmalar olması dikkat çekti.
Fenerbahçe için bu sezon öne geçmek artık müjde değil, resmen tedirgin edici bir fragman gibi bir şey. Skor tabelasında takımını önde gören tribün eskisi gibi sevinmiyor, önce birbirine bakıp dur bakalım daha çok erken diye iç çekiyor. Bildiğin bayram sabahı harçlığı alıp akşama kadar kaybetme korkusuyla cebini her on dakikada bir yoklayan çocuk psikolojisi yaşanıyor.
Durum öyle bir hal aldı ki sarı-lacivertli taraftar gol sevincini bile taksitle yaşıyor. Önce sessiz bir yumruk sıkma, sonra etrafa temkinli bakış, en son aman nazar değmesin diye tahtaya vurma seremonisi geliyor. Gol anonsu yapılırken hoparlörden çok tribündeki iç ses duyuluyor, acaba bu sefer tutabilecek miyiz diye. Sanki takım değil de ağzına kadar dolmuş çay bardağı taşınıyor, herkes aman dökülmesin diye kenardan tutuyor.
Hayat benzetmesiyle anlatmak gerekirse Fenerbahçe'nin üstünlüğü, telefon şarjının yüzde yüzken bir anda yüzde yirmiye düşmesi gibi bir şey. Sabah ütülediğin gömleğin öğlene kadar buruşması gibi, market poşetinin tam kapının önünde yırtılması gibi duruyor. Her şey yolunda giderken bir anda işler sarpa sarıyor ve geriye sadece ben daha demin mutluydum ya hissi kalıyor. Futboldan çok gündelik hayatın küçük talihsizlikler koleksiyonu mübarek.
Tribün kültüründe zaten bunun adı konmuş durumda, öne geçince rahatlamak yerine çekirdek çıtlatmayı bırakıp tesbihe dönmek. Normalde skor avantajı rehavet getirir derler, Fenerbahçe'de ise tam tersi bir teyakkuz hali başlıyor. Herkes teknik direktör kesiliyor, herkes stoper gibi pozisyon alıyor, herkes kaleciyle birlikte yan topa yükseliyor. İç sahada öndeyken maç izlemek meditasyon değil, bildiğin kardiyo antrenmanına dönmüş durumda.
İşin garibi, rakipler için de durum komik bir konfor alanına dönüşmüş olabilir. Fenerbahçe'ye karşı geriye düşmek artık moral bozmuyor, aksine bırakın oynasınlar nasıl olsa bir şeyler olur rahatlığı veriyor. Göztepe maçı da bu hissin son belgesi gibi duruyor. Öne geçen taraf sevinirken geriye düşen taraf hiç acele etmiyor. Modern futbolun ters köşe psikolojisi diye buna derler herhalde.
Dört mağlubiyetin üçünün öne geçilen maçlardan gelmesi artık tesadüf değil, resmen sezonun imzası haline geldi. Buna istatistik demek ayıp olur, bu düpedüz dizi senaryosu. Her bölümde aynı giriş, aynı gelişme, aynı hüzünlü final yaşanıyor. Hikaye değişmiyor, sadece bölüm sonu yazısında bu kez Göztepe yazıyor. Taraftar da artık yeni bölüm fragmanını izlerken spoiler yemiş gibi izliyor.
Velhasıl Fenerbahçe bu sezon galibiyete değil, galibiyeti elde tutmaya çözüm bulmalı gibi görünüyor. Öne geçmek sorun değil, sorun o üstünlüğü misafir odasındaki iyi tabaklar gibi saklayamamak. Bu gidişle devam ederse taraftar golde sevinmek yerine keşke öne geçmeseydik geriden gelirdik diyecek hale gelecek. Ve Türk futbol tarihinde ilk kez geriye düşmeyi taktik olarak isteyen bir tribün görebiliriz.
