SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
İngiltere Premier Ligi'nin 9. haftasında Hull City, evinde Ipswich Town ile 2-2 berabere kaldı. Bu sonucun ardından Hull City'nin ligdeki galibiyet hasreti 7 maça çıkarken, son 3 karşılaşmada kazanamayan Ipswich Town ile iki ekip de haftayı 11 puanla tamamladı.
Futbolda 2-2 öyle bir skordur ki kimseye tam yaramaz ama kimseyi de hastanelik etmez. Atan sevinir, yiyen üzülür, sonra bir daha atan sevinir, bir daha yiyen üzülür ve günün sonunda herkes birbirine bakıp ne yaşadığını sorgular. Hull ile Ipswich'in maçı da dışarıdan böyle görünüyor; doksan dakika boyunca sevinçler kiraya verilmiş, hüzünler iade edilmiş, kasa yine ortak açılmış.
Hull City'nin 7 maçlık galibiyetsizliğine ayrıca saygı duymak lazım, çünkü bu istikrar kolay bulunmuyor. Bir maçı kazanmak tesadüf olabilir ama yedi maç üst üste kazanamamak ciddi bir emek, planlama ve tam olacakken olmaması sanatı ister. İlk haftalarda taraftar bu hafta olur der, sonra önümüzdeki hafta kesin der, sonra fikstüre değil fal tablosuna bakmaya başlar. Yedinci haftada artık beklenti kalmaz, yerini kuru bir kabulleniş alır.
Ipswich cephesi de pek farklı değil, sadece filmi biraz daha yeni başlamış. Son 3 maçtır kazanamamak, Hull'un yanında çömezlik gibi durabilir ama tribünde aynı ağırlığı taşır. Çünkü üç maç, taraftar psikolojisinde kritik eşiktir; ilkinde üzülürsün, ikincisinde söylenirsin, üçüncüsünde artık çayını maçtan önce koyar, nasıl olsa heyecan son dakikalarda kaçar diye koltuğa yayılırsın. Umut hâlâ vardır ama artık kemerle değil iple bağlıdır.
İşin en komik tarafı ise iki takımın da haftayı 11 puanla kapatması. Lig tablosunda yan yana, kafa kafaya, aynı puanda iki ekip; sanki karne günü ikisi de aynı ortalamayı tutturmuş tembel ama sempatik sınıf arkadaşları gibi. Biri diğerine bakıp sen de mi çalışmadın der gibi, öteki hiç sorma diye cevap verir gibi. Ne düşme hattının soğuğunu hissediyorlar ne Avrupa hayali kuracak sıcaklığı buluyorlar, tam ortada, kaloriferi bozuk bir evde oturur gibiler.
Evinde oynayıp 2-2 berabere kalmak da tribün kültürü açısından ayrı bir sınavdır. Deplasman beraberliği bayramdır, ev beraberliği ise buruk bir akraba ziyaretidir; gelen memnun, giden kararsızdır. Hull taraftarı muhtemelen maçtan çıkarken hem iki gol attık diye sevinmiş hem de evde iki gol yedik diye söylenmiştir. Aynı anda hem alkışlayıp hem homurdanmak, sadece yıllanmış tribüncülere mahsus bir çift çekirdekli işlemci performansıdır.
Aslında bu tabloya gündelik hayattan bakınca her şey daha tanıdık. Hull'un galibiyet hasreti, pazartesi diyete başlayıp cumartesi lahmacuna yenilenlerin hikâyesine benziyor; niyet iyi, başlangıç umutlu, sonuç hep ertelenmiş. Ipswich'in üç maçlık serisi de maaş günü gelmeden parası bitenlerin durumuna benziyor; ay başında kralsın, ay ortasında hesapsın, ay sonunda en azından borçlanmadık tesellisisin. İkisi de yenilmedi, ikisi de kazanmadı, ikisi de ay sonunu getirdi.
Sonuçta Hull City de Ipswich Town da aynı cümlede buluştu: yenilmediler ama hasret de dinmedi. Biri yedi haftadır galibiyet orucunda, öteki üç haftadır aynı sofraya oturmuş. Belki de futbol bazen böyledir; herkes kazanmak ister ama bazen iki takım el ele verip kazanmamayı başarır. Lig uzun, puanlar eşit, hikâye ortak. Kalan haftalarda kim önce kazanırsa, muhtemelen diğerine dönüp darısı başına diyecektir.
