SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe sahasında Göztepe'yi ağırlıyor. Sarı-lacivertliler, Galatasaray derbisindeki mağlubiyetin ardından İsmail Kartal ile yollarını ayırdı ve bu maça Dirk Kuyt yönetiminde çıkıyor.
Türk futbolunda takvim yaprağı gibi teknik direktör değişimi görmek artık sonbahar geleneği oldu, yaprak dökümü misali kulübede biri gidiyor biri geliyor. Fenerbahçe taraftarı için bu durum, kombinenin yanında ücretsiz verilen duygusal dalgalanma paketi gibi bir şey. Bir hafta şampiyonluk hesapları, ertesi hafta kim kenarda duracak anketleri dolduruyor gündemi. Pazartesi sendromu gibidir, herkesin dilinde aynı cümle vardır, bu hafta her şey değişecek.
Dirk Kuyt isminin kulübede yazması ise tribünde ayrı bir nostalji dalgası yaratıyor. Zamanında sağ kanatta ciğeri bitene kadar koşan adamın şimdi sakin sakin not defteri tutacağı fikri kimseye inandırıcı gelmiyor. Herkesin aklında aynı görüntü var, Kuyt bir pozisyonda kendini tutup oyuna girecekmiş gibi ısınmaya başlayacak diye bekliyor. Eşofmanı biraz dar gelse hepimiz şaşırmayız, çünkü bazı oyuncular emekli olur ama koşma alışkanlığı baki kalır.
Rakip Göztepe ise bu hikâyenin en rahat görünen ama aslında en ters karakteri. İzmir'den İstanbul'a günübirlik moral bozmaya gelmiş misafir akraba gibiler, ev sahibi zaten gergin, bir de onlar çekinmeden dolabı açıp soruyor, ikram var mı diye. Deplasman takımı olmanın konforu budur, kaybetse üzülmez, kazansa bütün hafta anlatır. Üstelik favorinin dağınık olduğu günlerde sahaya çıkmak, kalabalık otobüste boş koltuk bulmak gibidir, keyfi başkadır.
Ligin 10. haftası da tam o ara istasyondur, ne sezon başı heyecanı kalmıştır ne devre arası dedikodusu başlamıştır. Puan tablosuna bakmak, kredi kartı ekstresine bakmak gibidir, herkes bakar ama kimse yüksek sesle okumak istemez. Tam faturalarla bayram fotoğrafları arasına sıkışmış bir pazar günü gibidir. Bu yüzden bu maç, matematikten çok psikoloji dersi gibi duruyor.
Fenerbahçe'nin hedefi galip gelip moral bulmak olarak açıklanmış, kulağa spor cümlesi gibi gelse de aslında bildiğin ev terapisi. Galibiyet alınca soyunma odasındaki hava değişir, sosyal medyadaki hava değişir, hatta trafikteki korna sesleri bile daha melodik gelir. Mağlubiyetin ertesi günü ise çay bile insanı tersliyormuş gibi hissettirir, bunu hepimiz biliyoruz. Bir galibiyet, evde bozulan internetin kendiliğinden düzelmesi gibidir, kimse nasıl olduğunu anlamaz ama herkes mutlu olur.
Tribünde de atmosfer şimdiden tahmin edilebilir, ilk on dakika inanılmaz destek, sonra en ufak pas hatasında toplu iç çekme seansı. Çekirdek çitleme hızı maçın temposunu belirler, suskunluk uzarsa birisi mutlaka ayağa kalkıp taktik vermeye başlar. Kadıköy'de herkes yardımcı antrenördür, sadece düdüğü yoktur. Yan koltuktaki amcanın gözüyle bakarsan sahadaki herkes stajyer, hakem bile yeni başlamış sayılır.
Sonuç ne olursa olsun bu akşamın hikâyesi bir süre konuşulacak, çünkü bir yanda yeni bir kulübe yüzü, diğer yanda fırsat kollayan bir Göztepe var. Futbol bazen böyle tuhaf bir komşuluk ilişkisidir, kapıyı çalanın kim olduğunu bilirsin ama hangi ruh haliyle geldiğini asla kestiremezsin. Heyecan sürüyor demişler, doğru, bizde heyecan hiç bitmiyor ki zaten ara versin.
