SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında TÜMOSAN Konyaspor sahasında Galatasaray'ı ağırladı. Sarı-kırmızılı ekip deplasmandan 4-0'lık net bir galibiyetle ayrılarak haftayı üç puanla kapattı. Maçın ardından da klasik ritüel bozulmadı ve spor yazarları değerlendirmeleriyle sahneye çıktı.
Konya deplasmanı normalde Anadolu'nun çay ocağı gibidir, gidersin, bir bardak çay içersin, sohbet koyulaşır, çıkması zor olur. Galatasaray ise bu sefer çayı içip üstüne semaveri de alıp götürmeye karar vermiş gibiydi. Daha ilk düdükten sonra oyunun temposu, misafirliğe gelip ayakkabısını bile çıkarmadan salona dalan akraba rahatlığını andırıyordu. Ev sahibi plan yapıyor, misafir çoktan koltuğa kurulmuştu.
Skor 4-0 olunca spor yazarlarının klavyesinden de ister istemez destansı benzetmeler dökülmeye başladı. Manşete taşınan durdurmak neredeyse imkansızdı hissi, sahada izlediğimiz şeyin özeti gibiydi aslında. Çünkü bazı takımlar pas yapar, bazıları koşar, bazıları da trafikte yol verilmeyen ambulans gibi gelir. Korna çalmıyor, siren çalmıyor ama herkes kendiliğinden kenara çekiliyor.
Tribün tarafında ise maç bambaşka bir sosyoloji dersiydi. Konyaspor taraftarı ilk bölümde bayağı inanmış, tezahürat desibeli apartman yöneticisini çağırtacak seviyeye çıkmıştı. Sonra skor tabelası değiştikçe o coşku yerini çekirdeğe, çekirdek yerini sessiz bir tefekküre bıraktı. Galatasaray tribünü ise deplasman otobüsünde horon tepip düğün konvoyuna denk gelmiş gibiydi, eğlence tam gaz devam etti.
Aslında 4-0'lık maçlar gündelik hayatta pazara poşetsiz gitmeye benzer. İlk golde diyorsun ki tamam, elimizde taşırız. İkinci golde kollar ağrımaya başlıyor. Üçüncü golde artık poşet değil kamyonet lazım. Dördüncü golde ise pazarcıyla göz göze gelip abi sen eve kadar getir istersen noktasına geliniyor. Konyaspor da bir ara toparlanır gibi oldu ama poşetler çoktan yırtılmıştı.
İşin komik tarafı, 4-0'dan sonra her takımın taraftarında aynı yerleşik yazılım devreye girer. Yenilen taraf hemen felsefeye bağlar, önemli olan mücadeleydi, biz zaten gençlere yatırım yapıyoruz, uzun vadede bakmak lazım. Yenen taraf ise o gece kendini Şampiyonlar Ligi finalinde sanır, gruptaki market fişini bile çerçeveletmek ister. Halbuki lig maratonu dediğin şey, komşunun altın gününe benzer, bir hafta sende, bir hafta onda, sonunda herkes aynı kısırı yer.
Spor yazarlarının değerlendirmeleri de bu yüzden ayrı bir şenliktir. Kimi taktiği satranç tahtasına benzetir, kimi kanatları otoyola çevirir, kimi kaleciyi son kale diye anlatır. Okurken insan kendini belgesel izler gibi hisseder. Oysa maçın özeti kahvede anlatılsa iki cümle sürerdi, biri bastırdı, öteki yetişemedi. Ama olsun, bizim futbol kültürümüzde abartı, çayın yanında gelen şeker gibidir, olmasa da olur ama kimse hayır demez.
Sonuçta tabelada kocaman bir 4-0 duruyor ve Galatasaray üç puanı valize koyup yoluna devam ediyor. Konyaspor için ise yapılacak şey belli, süngeri alıp tahtayı silmek ve önümüzdeki haftaya tertemiz bakmak. Çünkü bu ligde her hafta yeni bir misafir, yeni bir sofra kuruluyor. Bugün dört yiyen yarın dört atar, tribün de bunu bildiği için zaten ertesi gün yeni çekirdeği alıp yerine oturur.
