SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Galatasaray, Konya deplasmanında ilk yarıda maçı koparmayı başardı. Sarı-kırmızılılar oyunun bazı bölümlerinde rakibine pozisyonlar da verdi. Fakat uzay golcüsü Osimhen'i durdurmak bir kez daha neredeyse imkansızdı.
Konya deplasmanı zaten Türk futbolunun IKEA testi gibidir. Herkes girerken kendine güvenir, çıkarken elinde fazladan bir Allen anahtarı ve eksik bir umutla dönersin. Üstüne bir de Konya ayazı vardır, iliklere işler, atkıyı burna kadar çektirir. Galatasaray bavulu daha otogarda kapatmış, fermuarı ilk yarıda çekmiş. Misafir takım dediğin böyle olur, çayını içer, koltuğa yayılmadan işini bitirir.
İlk yarıda maçı koparmak deyimi bile artık hafif kalıyor. Bu bildiğin erken kapatılan bakkal kepengiydi. Camda yazı hazır: Aradığınız direnç öğleden sonra bulunamamıştır, lütfen ikinci yarıda da rahatsız etmeyiniz. Kepenk inmiş, çırak bile eve gönderilmiş. Erken gelen rahatlık, erken yatan maaş gibidir, insanın omuzlarını düşürür, tribünde çekirdeği hızlandırır.
Tabii Galatasaray'ın o meşhur cömertliği yine sahnedeydi. Rakibe pozisyon vermek bizim ligde büyük takımların aidat gibi ödediği bir şey. Apartman toplantısında çay söylemeyi unutur musun, unutmazsın. Bizimkiler de Konya'ya bir iki pozisyon ikram etmeden duramıyor. Misafirperverlikten değil, tansiyon sevdasından. Ekrandaki amca bile söyleniyor, kapatın şu arka kapıyı cereyan yapıyor diye. Savunma arada kapıyı açık unutmuş, rüzgar girmiş.
Sonra sahneye uzay golcüsü çıkıyor ve fizik kuralları izin istiyor. Osimhen'i izlerken insan kendini belgesel izliyormuş gibi hissediyor. Savunmacılar yerçekimine uyuyor, o uymuyor. Stoperler adres soruyor, o çoktan taşınmış. Markaj dediğin şey onun için sadece toplu taşımada yanına oturan tedirgin yolcu gibi. Omuz omuza dediğin an bir bakıyorsun, omuz seninle kalmış, adam gitmiş.
Tribünde durum daha da trajikomik. Konyalı dayı atkıyı düzeltip daha ilk yarının sonu gelmeden hava durumuna geçiyor, yarın Mevlana tarafı yağmurluymuş, pazar planı yapılıyor. Galatasaraylı zaten deplasmanı evin balkonu sanıyor, çekirdeği ilk yarıda bitiriyor çünkü film erken kopmuş. Herkesin elinde telefon, herkes teknik direktör, herkes yorgun. Bir grup hâlâ pozisyon tartışıyor, bir grup çoktan eve dönüş yolundaki köfteciyi tartışıyor.
Osimhen'i durdurmaya çalışmak da ayrı bir gündelik eziyet. Kış günü yırtık poşetle yokuş çıkmak gibi, market arabasını bozuk tekerle sürmek gibi, evde Wi-Fi çekmeyen odada görüntülü toplantıya girmek gibi. Niyetin iyi, çaban kutsal ama sonuç hüsran. Kovalarsın, yaklaşırsın, tam yakaladım dersin, bir bakmışsın adam ceza sahasında değil, senin geceki rüyanda depar atıyor.
Özetle Konya'da senaryo tanıdık: Galatasaray ilk yarıda kepengi indiriyor, arada kapıyı aralayıp cereyan yapıyor, Osimhen ise binanın dışından örümcek gibi geçiyor. Yanardağ dedikleri buysa vallahi haklılar, lav püskürtmüyor ama yeşil zeminde akan bir sıcaklığı var. Artık bu sıcaklığı jeologlar değil, stoperler incelesin. Onlar raporu yazar, biz tribünde anlatırız.
