SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
EuroLeague'in 9. haftasında Anadolu Efes sahasında Yunanistan ekibi Panathinaikos AKTOR'u 83-68 mağlup etti. Maçtan sonra başantrenör Pablo Laso mikrofonların karşısına geçti. İspanyol çalıştırıcının özeti netti, ortaya konan performans kelimenin tam anlamıyla müthişti.
Türk spor literatüründe müthiş kelimesi öyle sıradan bir sıfat değildir, adeta noter onaylı bir rahatlama belgesidir. Teknik direktör müthiş dediyse o gece kimse taksi parasına, trafikte geçen iki saate ve soğuk salondaki ince cekete söylenmez. Müthiş denmişse çekirdek çitleyen amca bile taktik dehadır, kombinesini unutup tek maça gelen dayı bile uğurlu totemdir.
Bir de işin Yunanistan ayağı var tabii, Panathinaikos maçı hiçbir zaman sıradan bir EuroLeague fikstürü gibi durmaz. Bizde bu maçlar markette son baklava tepsisini kapma yarışı gibidir, kimse yoğurdun mu üstündür cacığın mı diye sormaz ama tepsi kimin elinde kalacak diye nefesler tutulur. Efes bu kez tepsiyi kaptığı gibi 15 sayı farkla kasaya yöneldi, Atina tarafına da sadece fişe bakmak kaldı.
Tribün kültürü açısından gece tam bir ev sahibi misafirlik kıvamındaydı. İlk dakikalarda herkes temkinli, çıt çıkmıyor, sanki misafir odasına yeni koltuk alınmış da kimse ilk oturan olmak istemiyor. Fark açılmaya başlayınca salon bir anda bayram ziyareti moduna geçti, ayağa kalkmalar, alkışlar, yanındakine dönüp ben demiştim bakışları. En arkada atkısını sallayanla en önde telefonla skor çeken aynı duyguda buluştu, keyifler tıkırında.
83-68 gibi bir skor da gündelik hayatta insana garip bir güven verir. Elektrik faturası gibi değil, ne keskin bir bıçak sırtı ne de bol keseden savurganlık. Ay sonu hesap yapar gibi düşün, kira ödenmiş, mutfakta makarna var, üstüne bir de dolapta tatlı unutulmuş. Ne rakibi aşağılayacak kadar abartılı ne de son topta kalp krizi yaşatacak kadar cimri, tam kıvamında bir öğretmen maaşı ferahlığı.
EuroLeague zaten başlı başına komşu apartmanında bitmeyen tadilat gibidir, her hafta bir yerden ses gelir, bir hafta Yunan takımı gelir bir hafta İspanyol takımı. Dokuzuncu hafta olmuş, daha ortada ne tam tadilat bitmiş ne de apartman yöneticisi belli. Böyle bir maratonda bir gece çıkıp rakibi 15 sayı farkla geçmek, pazartesi sabahı alarm çalmadan beş dakika önce uyanıp bir de çay koymaya vakit bulmak gibidir, küçük ama hayat kurtaran bir konfor.
İşin güzel tarafı basketbolda müthiş performansın tarifi de biraz nene böreği gibidir, herkes içinde ne olduğunu bilir ama kimse tam ölçüyü tutturamaz. Biraz savunma sertliği, biraz hızlı hücum, üstüne bolca doğru zamanda atılmış şut ve oh mis. Tutmayınca da ya tuzu fazla kaçmıştır ya da fırın erken açılmıştır, taraftar hemen mutfak dedektifi kesilir. Bu kez belli ki börek ne yanmış ne çiğ kalmış, tam ortadan kabarmış.
Sonuçta Efes taraftarı o gece salondan çıkarken galibiyetten çok şu hisle yürüdü eve, bu takım canı isteyince can yakıyor. Panathinaikos gibi bir devi 15 sayı farkla geçmek, halı saha maçında iddialı rakip takımı yenip duşta ekstra bir türkü söyleme hakkıdır. Laso müthiş dedi, tribün müthişten de müthiş hissetti, EuroLeague defterine de kocaman bir oh çekildi.
