SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Ziraat Türkiye Kupası 3. turunda Gençlerbirliği ile Karaköprü Belediyespor karşı karşıya geldi. Maçın 13. dakikasında Muhammed Yavaş topu kendi ağlarına gönderdi ve skor 2-0'a geldi.
Türkiye Kupası'nın bu turları hep böyledir, ne Süper Lig havası vardır ne mahalle halı sahası rahatlığı. Bir yanda rotasyonlu kadroyla sahaya çıkıp kendini ispatlamaya çalışan gençler, diğer yanda Ankara deplasmanını şehir gezisine çevirmeye çalışan misafir takım. Tribünde de çekirdeğini alıp gelen dayıyla, kaşkolünü yeni açmış üniversiteli yan yana oturur. Skor tabelası 2-0'ı gösterdiğinde herkes birbirine bakıp aynı şeyi düşünür: Daha çaylar bile soğumadı.
Kendi kalesine gol atmak, futbolun yanlışlıkla sevgiliye atılacak mesajı aile grubuna göndermesi gibi bir şeydir. Geri dönüşü yoktur, açıklaması yoktur, sadece ekrana bakakalırsın. Top bir anlığına yön değiştirir, kaleci bir yana uçar, savunmadaki oyuncu olduğu yerde kalır. Herkesin aklından aynı cümle geçer ama kimse yüksek sesle söylemez. Çünkü tribün kültürünün yazılı olmayan kuralıdır: Böyle pozisyonda bağırılmaz, sadece derin bir oh çekilir.
Gençlerbirliği taraftarı için 2-0 öne geçmek de ayrı bir sanattır, sevinemezsin ki. Alışkın bünye hemen temkin moduna geçer. Yanındaki amca atkısını düzeltir, öteki abi dur daha dakika 13 der. Çünkü bu camiada sevinç, kombinin derecesini kısar gibi kontrollü yaşanır. İki farklı şekilde gelmiş iki gol mü, yoksa erken gelen rehavet mi, kimse çözemez. Herkes susar, skorboarda bir daha bakar, sonra çekirdeğe devam eder.
İşin misafir tarafı daha da filmdir. Deplasmana kupa hayaliyle gelmişsin, marşlar söyleye söyleye Ankara'ya varmışsın, daha koltuğuna ısınamadan skor 2-0 olmuş. Biri de kendi kalene. Bu, ev sahibinin sana çay ikram edip bardağı sehpaya döktüğü ana benzer. Üzüleyim mi, güleyim mi, yoksa yol yorgunluğuna mı vereyim bilemezsin. Kulübede teknik heyet not defterine bir şeyler yazar, ama herkes bilir o deftere o an sadece karalama yapılır.
Bir de bizim memleketin meşhur 2-0 edebiyatı vardır. En tehlikeli skor, rehavet skoru, daha hiçbir şey bitmedi skoru. Dakika 13'te 2-0'ı yakalayan takımın taraftarı bile rahat değildir. Hemen tribünde bir bilge ortaya çıkar ve geçen sene de böyle olmuştu diye söze başlar. Kimse o senenin hangi sene olduğunu sormaz. Önemli olan korkuyu diri tutmaktır. Türk futbolunda öne geçmek sevinç değil, kaygı yönetimidir.
Dakikanın 13 olması da cabası. Uğursuzluk desen değil, erkenlik desen değil. Maç daha ısınmamış, spiker sesini tam açmamış, sosyal medyadaki espriler bile hazırlanmamış. Golün böylesine erken gelmesi, misafirliğe gidip kapı açılır açılmaz ayakkabıyla halıya basmak gibidir. Herkes görmüştür ama görmezden gelmiştir. Kusura bakma faslı uzatılmadan oyun soğukkanlılıkla santraya döner.
Sonuçta kupa dediğin zaten absürtlük festivalidir, favorisi ayrı telden çalar, sürprizcisi ayrı. Bir ters dokunuş, bir anda maçın bütün hikâyesini değiştirir ve kimseyi konuşturmadan herkesi aynı şaşkınlıkta buluşturur. Top yuvarlaktır, kale bazen karışır, skor bazen erken yazar. Futbolu güzel yapan da budur: Plan yaparsın, taktik çizersin, sonra top bir sekip bütün ciddiyeti bozar.
