SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Galatasaray'ın 27 yaşındaki Senegalli sol beki Ismail Jakobs, kulüp kariyerine ve ailesine daha fazla zaman ayırmak istediğini belirterek Senegal Milli Takımı'na veda ettiğini açıkladı. Karar kısa sürdü ama yankısı uzun olacak gibi duruyor. Zira Türk tribününde bir sol bekin dinlenmek istemesi, emeklilik dilekçesi kadar resmi bir olaydır.
Sol bekliği anlamayan, Türk futbolunu da anlamaz. O mevkide oynayan adamdan aynı anda sprinter çevikliği, ilkokul öğretmeni sabrı ve apartman yöneticisi diplomatlığı beklenir. Hücumda bindirecek, savunmada kademeye girecek, orta sahayla iyi geçinecek, taraftarla da papaz olmayacak. Jakobs'un ben biraz nefes alayım demesi bu yüzden isyan değil, insan kaynaklarına verilmiş son derece medeni bir izin dilekçesidir.
Milli ara kavramı da artık eskisi gibi değil. Eskiden televizyonda farklı formalar görmek heyecan verirdi, şimdi herkes telefonundaki uçuş takip uygulamasına bakıyor. Dakar-İstanbul arası kaç saat, kaç aktarma, dönüşte kaç antrenman kaçırılır diye hesap yapılıyor. Taraftar için milli takım gurur tablosu, kulüp taraftarı için bagaj teslim kuyruğudur. Bu yüzden bir oyuncunun takvimini sadeleştirmesi, mutfaktaki fazla tabakları kaldırmak gibidir, herkes rahat nefes alır.
Ailesine zaman ayırmak gerekçesi ise Türk gündelik hayatında anında tercüme edilir. Bu cümle bizde pazar kahvaltısında olmak, çocuğu okuldan almak, misafirliğe çayla gitmek demektir. Kulağa ne kadar sade gelirse gelsin, sürekli kampta yaşayan biri için pazar kahvaltısı Şampiyonlar Ligi müziği kadar etkileyicidir. Üstelik aileyle vakit geçirmek, deplasman tribününde ıslanmaktan çok daha az tartışmalı bir aktivitedir.
Galatasaray tribününün olaya bakışı da ayrı bir sosyoloji dersi. Aynı taraftar bir yandan milli gururu alkışlar, öbür yandan lig maçında kendisini sahada görmek ister. Bu ikilem, hem diyette olup hem baklavacı önünden geçmek gibidir. Jakobs'un kararı bu tatlı çelişkiyi çözdü. Artık kimse milli maç gecesi ekrana bakıp acaba yorgun döner mi diye fal bakmayacak, herkes kulüp maçını yürek rahatlığıyla bekleyecek.
Kulüp kariyerine odaklanmak lafı da yanlış anlaşılmasın. Bu, yatıp dinlenmek değil, tek işe konsantre olmak demek. Günümüz futbolcusu için iki ayrı takvim, iki ayrı taktik tahtası, iki ayrı otel yastığı idare etmek, beyaz yakalının iki ayrı mesaj grubunu idare etmesine benziyor. Birinden çıkınca öbüründe konuşuluyorsun. Jakobs bir gruptan sessizce ayrıldı, ki hepimiz biliyoruz, gruptan ayrılmak en cesur dijital eylemdir.
İşin komik tarafı, eskiden milli takımı bırakmak büyük manşet, veda töreni, gözyaşı demekti. Şimdi herkesin ilk refleksi fikstüre bakmak oluyor. Yoğunluk o kadar arttı ki futbolcuların dinlenme hayali, emeklilikte sahil kasabasına yerleşmek gibi kolektif bir fanteziye dönüştü. Herkes yorgun, herkes bir yerde mola istiyor, sadece bunu ilk söyleyen alkışı da eleştiriyi de topluyor. Jakobs topu dürüstçe önüne aldı ve pasını verdi, tribün de bunu anlayışla karşıladı.
Sonuçta bu durum Senegal için bir veda, Galatasaray için bayram öncesi yarım gün izin gibidir, sevinelim mi üzülelim mi bilemediğimiz o garip ara hal. Jakobs bundan sonra sadece bir formanın ağırlığını taşıyacak, sadece bir tribünün sesini duyacak. Türk futbolunda bir sol bekin tek cephede mücadele etmesi bile başlı başına destandır. Kendisine ailecek, dinlenmiş ve temposu bol bir kulüp hayatı diliyoruz, milli aralarda da çayını yudumlayıp uçakları sadece gökyüzünde görmesi dileğiyle.
