SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Fenerbahçe'de İsmail Kartal'ın ayrılığının ardından geçici teknik direktörlük görevine Dirk Kuyt getirildi. Hollandalı çalıştırıcının ilk etapta üç maçta takımın başında yer alması planlanıyor. Kuyt'un menajeri üzerinden sezon sonuna kadar kalma ihtimalinin de konuşulduğu aktarılıyor.
Türkiye'de geçici unvanı aslında en kalıcı şeylerin şifresidir. Geçici olarak kurulan pazar tezgâhı yirmi yıl aynı köşede durur, geçici olarak bırakılan misafir terliği evin demirbaşı olur. Bu yüzden Fenerbahçe'de üç maçlık görevlendirme duyunca kimsenin aklına gerçekten üç maç gelmiyor. Herkes içinden aynı matematiği yapıyor: Üç maç, üç galibiyet havası, üç basın toplantısı ve bir anda sezon sonu projesi.
Tribün bu senaryoyu ezbere biliyor. Geçici hoca kulübeye çıktığında taraftar önce temkinli davranır, sanki eve gelen ustaya çay söyler gibi mesafeli bir kredi açar. İlk istekler mütevazıdır, koşsunlar, mücadele etsinler, yeter. İkinci haftaya gelindiğinde aynı tribün ustadan evi komple yenilemesini beklemeye başlar. Üçüncü haftada ise artık teknik direktörden değil, adeta mahallenin abisinden medet umulur.
Üç maç detayı da bu yüzden şahane bir icat. Ne bir maçlık emanetçi hüznü var ne de uzun vadeli sorumluluk kâbusu. Tıpkı arkadaşın sana arabasını üç günlüğüne vermesi gibi, ne çizmek istersin ne de benzini dert etmek. Herkes rahat, herkes gözlemci. Futbolcular bile bu ara dönemi evde anne yokken babanın nöbetçi olduğu hafta sonu gibi yaşar, bir yandan özgürlük, bir yandan acaba yarın ne olur tedirginliği.
İşin Hollandalı kısmı da tribünde ayrı bir nostalji düğmesine basıyor. Kuyt ismi geçince akla taktik tahtasından önce durmayan ciğer, bitmeyen depar ve o inatçı kafa vuruşu azmi geliyor. Taraftarın zihninde teknik direktörlük hâlâ koşarak çözülebilen bir şey sanılıyor. Sanki kulübede de biri sürekli kenar çizgisinde gidip gelse takım toparlanacak, rakip yorulup eve gidecek.
Menajer üzerinden konuşulma hali ise modern futbolun en sevilen ara formatı. Ne kulüp resmen açıklıyor ne isim tamamen yalanlıyor, top havada süzülüyor. Tıpkı aile grubuna atılan imalı mesaj gibi, herkes görüyor ama kimse üstüne alınmıyor. Sezon sonuna kadar kalabilir cümlesi de tam o ayarda, ne söz veriyor ne kapıyı kapatıyor. Buğulu bir cam gibi, herkes kendi hayalini yansıtıyor.
Üç maçlık planın güzelliği, beklentiyi de otomatik olarak ambalajlaması. Kimse üç maçlık hocadan altyapı devrimi, oyun felsefesi ve beş yıllık plan istemez. İstenen şey basittir, kenarda sakin dursun, oyuncuyla kavga etmesin, basın toplantısında pot kırmasın. Türk futbolunda bu üç maddeyi üç hafta yerine getiren kişi zaten efsane kategorisine aday yazılır. Dördüncü haftaya kalırsa belediyenin fahri hemşehrilik teklifini bile konuşuruz.
Sonunda hikâye nereye varırsa varsın, bu ara formül taraftara iyi geliyor. Geçici hoca umudu, pazartesi diyete başlayacak insanın cuma gecesi hissettiği o tertemiz heyecan gibi. Daha başlamadan her şey mümkün, her sistem oturmuş, her oyuncu istekli. Kuyt üç maç mı durur, sezon sonu mu görülür, bunu zaman gösterir. Ama tribün şimdiden kararını vermiş gibi, kısa süreli misafirliği uzun süreli hikâyeye çevirme konusunda hepimiz fazlasıyla yetenekliyiz.
