SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Ziraat Türkiye Kupası 3. turunda Fethiyespor ile Eyüpspor karşı karşıya geldi. Mücadele hava koşulları nedeniyle yarıda kaldı. Yani bu kez futbolu durduran şey sert bir faul değil, bildiğin rahmet oldu.
Kupayı zaten yıllardır sürpriz sonuçların, alt lig kahramanlıklarının ve büyük takımların soğuk terler döktüğü deplasmanların turnuvası diye anlatırız. Bu defa senaryoyu teknik direktörler değil meteoroloji yazdı. Taktik tahtasının üzerine bir anda gökyüzü oturdu, bütün planlar su aldı. Ders gibi çalışıp gelmiş iki takım da bir anda doğa karşısında amatör küme disiplinine döndü.
Tribün desen ayrı bir alemdi herhalde. Türk taraftarının yağmurla imtihanı genelde üç aşamalıdır: Önce umursamazlık, sonra gazeteyle kafayı koruma çabası, en son pes edip ponçoya teslim olma. Fethiye'de güneşe alışık bünyelerle İstanbul'dan gelenlerin yağmur tecrübesi aynı sahada buluştu. Bir taraf tişörtle ıslanmayı gurur meselesi yaparken diğer taraf çoktan çorabına kadar teslim olmuştu.
İşin komiği, bu tablo hepimize çok tanıdık. Çünkü yağmurda yarım kalan maç, tam da ütü yaparken elektriklerin gitmesine benziyor. Her şey hazır, motivasyon tavan, çay demlenmiş, koltuğa gömülmüşsün, derken bir anda ekran kararıyor. Sahadaki futbolcular için de durum aynı: Isınmışsın, koşmaya başlamışsın, tam ritim bulacakken gök, dur bir çay koy gel diyor.
Sahanın hali de ayrıca düşünülmeye değer. Normalde topun gittiği yere pas denir, yağmurda topun gitmediği yere göl denir. Futbolcular bir süre sonra çalım atmaktan çok su kayağı yapmaya başladı. Top yuvarlanmak yerine sekip duruyor, sekip dururken de adeta ben bugün mesaiye kalmam arkadaş diyor. Zemindeki her birikinti küçük bir muhalefet partisi gibi oyunu yavaşlatıyor.
Spikerlerin ve ekran başındakilerin dramı da başka. Haftalardır fikstüre bakıp çekirdeğini, çayını hazırlamış adam bir anda karşısında boş saha ve kayan kameraman görüyor. Yorumcuların elinde taktik analizi kalmayınca konu ister istemez çocukluğumuzda mahallede topun çamura gömülmesine geliyor. Herkes bir anda iç mimar gibi hava durumunu yorumlamaya başlıyor, bulutların dizilişini 4-4-2'ye benzetiyor.
Kupa maçlarının ruhu zaten biraz da bu plansızlıktadır. Kimse süper bir zeminde tiki taka beklemez, herkes biraz çamur, biraz mücadele, biraz da tesadüf ister. Bu maçta tesadüf dozu biraz kaçtı, doğa ana her şeyi geri çağırdı. Fethiyespor taraftarı güneşi özlerken, Eyüpspor taraftarı İstanbul'da zaten her gün ıslandığı için bu durumu deplasman konforu saymış olabilir. İki tribün de ıslanmakta eşitlendi, futbolun adaleti sağlandı.
Sonuçta hakem maçı durdurdu ama geyiği durduramadı. Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor: Kaldığı yerden devam edecek olan maç, kaldığı yerden devam eden Türk dizileri kadar heyecanlı olacak mı? Ne olursa olsun, bu karşılaşma tarihe golle değil gökle geçti. Futbol bazen böyle bir oyundur; sen plan yaparsın, bulutlar güler.
