SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 9. haftasında Galatasaray sahasında Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup etti. Maçın bitiş düdüğünün ardından saha içi karıştı ve Archie Brown ile Abdülkerim Bardakcı arasında kavga yaşandı. Şimdi gözler iki oyuncuya verilmesi gündemde olan olası cezalara çevrildi.
Açık konuşalım, bizde derbi dediğin şey doksan dakika değil, düdükten sonra başlayan mesaiyle tamamlanıyor. Tıpkı kalabalık aile kahvaltısı gibi, herkes tok olana kadar gayet medeni, çaylar bitince bir anda eski defterler açılıyor. Skor tabelada öylece dururken sahanın ortası bir anda düğünde pist kapandıktan sonra oluşan o gizemli kalabalığa dönüyor. Kim kimi itti, kim araya girdi, kameraman nereye zoom yaptı, bunu çözmek için güvenlik kamerası değil artık belgesel ekibi lazım.
İşin en komik tarafı faturanın beklenme biçimi. Sanki elektrik şirketi ay sonu dökümü göndermiş gibi herkes merakla bekliyor, acaba kime ne yazılacak diye hesap yapılıyor. Oysa derbi faturası hiçbir zaman sadece iki oyuncuya kesilmiyor, dolaylı yoldan bütün ülkeye dağıtılıyor. Ertesi sabah uykusuz işe gitmek, gece yarısı grupta aynı görüntüyü kırk kez izlemek, sabah bakkalla bile diziliş konuşmak bu faturanın görünmez kalemleri. Resmi ceza kime yazılırsa yazılsın, yorgunluğunu hep beraber bölüşüyoruz.
Bir de bu süreçte hepimizin bir gecede hukukçuya dönüşmesi var. Normalde talimatname okumak uykusunu getirir denilen adam, sabaha karşı madde numarasıyla konuşuyor. Tribünde gol diye bağıran amca, ertesi gün mesaj grubunda disiplin süreci uzmanı oluyor. Kahvede çay söylemeden önce sevk ihtimali tartışılıyor. Memlekette herkes teknik direktördü, şimdi herkes fahri disiplin kurulu üyesi. Diplomaya gerek yok, bir derbi görmüş olmak yetiyor.
Olayın kendisi de zaten çok tanıdık. İki kişinin saha ortasında gerilmesi, apartmanda otopark yüzünden çıkan tartışmaya benziyor. Başta herkes sakindir, sonra bir bakış, bir omuz teması, ardından etrafta toplanan kalabalık. Biri ayırmaya çalışır, biri telefonla çeker, biri de uzaktan bağırarak yangına odun taşır. Sonunda ne ilk cümlenin ne olduğu hatırlanır ne de nasıl bittiği. Sadece herkesin aklında aynı soru kalır, bu iş büyür mü yoksa kendi kendine söner mi.
Dikkat ederseniz 2-1'lik skor çoktan ikinci plana düştü. Goller, pozisyonlar, kaçanlar konuşulmuyor, herkes itiş kakışın saniye saniye analizinde. Bu da bizim klasik tribün refleksimiz. Maçı izlerken gözümüz toptadır ama aklımız hep sonrasındadır. Tıpkı misafirlikte yemeği değil, dönüş yolunda dedikodusu yapılan tatlıyı hatırlamak gibi. Skor tarih olur, kavga hikâye olur ve hikâye her anlatıldığında biraz daha uzar.
Şimdi top raportörlerde, görüntülerde ve o bitmek bilmeyen bekleyişte. Herkes yavaş çekim izleyip yeni detay yakalamaya çalışıyor. Bir açıdan bakınca itişme görünüyor, diğer açıdan bakınca kalabalık görünüyor. Modern futbol böyle, saha içindeki her adımın sekiz farklı açıdan kaydı var ama yine de kimse tam olarak ne olduğunu çözemiyor. Teknoloji arttıkça belirsizlik de artıyor, yakında kavgayı çözmek için bilirkişi heyeti kurulsa şaşırmayız.
Sonuçta fatura kime kesilirse kesilsin, derbi klasiği değişmiyor. Bir hafta skor konuşulur, bir hafta gerilim konuşulur, sonra yeni maç gelir ve hepsi unutulur. Brown ile Abdülkerim'in adı bir süre manşette kalır, sonra yerini başka bir pozisyona bırakır. Biz taraftarlara düşen ise aynı, çayımızı alıp bir sonraki gündemi beklemek. Çünkü bu ligde maçlar bitiyor ama muhabbet asla bitmiyor.
