SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Beşiktaş, EuroLeague'in 8. haftasında 28 Ekim Çarşamba günü evinde Olympiakos'u konuk edecek. Yani takvimde sıradan bir satır, taraftar takviminde ise kocaman bir yuvarlak. Biri Çarşamba demiş, diğeri valizi toplayıp İstanbul'a geliyor.
EuroLeague'de 8. hafta demek artık dizinin o atlaya atlaya izlenemeyecek bölümü demek. İlk haftaların o heyecanlı tanışma faslı bitmiş, herkes birbirinin ne yiyip ne içtiğini ezberlemiş. Beşiktaş artık yeniyim ben acemisiyim diyemez, Olympiakos da biz yolu kaybettik geldik diyemez. Sekiz hafta, ev arkadaşıyla yaşamaya benzer. İlk günler bulaşıkları kim yıkayacak nezaketi vardır, sekizinci haftada buzdolabındaki yoğurdun kime ait olduğu için kavga çıkar. EuroLeague de tam olarak böyle bir ev. Herkes birbirini tanıyor, herkes birbirine kıl oluyor, herkes birbirini yenmek istiyor.
Bir de işin ağırlamak kısmı var. Bizde ağırlamak denince akla çay, kolonya ve en iyi tabakların çıkması gelir. Beşiktaş'ın ağırlaması biraz farklı olacak, en iyi savunmayı çıkarıp en sert perdelemeyi servis edecek. Olympiakos da klasik misafir gibi eli boş gelmeyecek, yanında bol üçlük ve ribaund inadı getirecek. Bizim ev kültüründe misafire yatağını verirsin, burada kimse kimseye pota altını vermez. Terlik yerine pota altında dirsek, hoş geldin yerine ilk düdükten sonra ıslık var.
Olympiakos deyince tribünde anında bir Ege turizmi bilgisi patlaması yaşanır. Daha dün Pire'yi haritada gösteremeyen arkadaşın bir anda feribot saatlerini, Atina havasını, Yunan savunmasının sertliğini anlatmaya başlar. Basketbolda Yunan ekolü denince herkesin aklı aynı şeye gider, o sakin görünen ama bir anda maçı kilitleyen inat. Tıpkı apartman yöneticisi gibi, sesi çok çıkmaz ama aidatı geciktirdiğin an kapında biter. Beşiktaşlı da bunu bilir, o yüzden hazırlık çay kahve değil, konsantrasyon ve gırtlak üzerinedir.
Maçın Çarşamba günü olması ise başlı başına bir sosyoloji tezi. Pazartesi değildir ki bahane uydurasın, Cuma değildir ki keyfin yerinde olsun. Çarşamba, haftanın tam ortasında sıkışmış tost gibidir. Sabah işe gidersin, akşam salona koşarsın, ertesi gün işe yine uykusuz gidersin ama değdi dersin. Basketbol taraftarı için Çarşamba, eşten dosttan izin alınan, çocuğun menemenle kandırıldığı, patrona yarın erken gelirim sözü verilen gündür. Olympiakos Çarşamba nedir bilmez ama İstanbul'da Çarşamba akşamı salona gelenin şakası olmadığını ilk tezahüratta anlayacaktır.
EuroLeague'in güzelliği de burada zaten. Bir hafta İspanya'dan biri geliyor, bir hafta Yunanistan'dan, taraftar neredeyse dış işleri memuru gibi çalışıyor. Pasaport yok, vize yok ama her maç ayrı ülke, ayrı stres. Beşiktaşlı için artık rakip analizi değil, ülke analizi yapılıyor. Sabah kahvaltıda simit yerken akşam Pire savunmasını düşünmek normalleşti. Komşu teyze ne pişirdin diye soruyor, sen pick and roll savunması diyorsun. Hayatımız bir anda basketbol taktiğine döndü, memnunuz.
Salon atmosferini hiç bilmeyenlere şöyle anlatalım. Basketbol maçı futbolla karışmaz, orada taç çizgisini beklerken çekirdek çitleyemezsin. Her hücumda ayağa kalkarsın, her üçlükte yanındaki tanımadığın amcayla sarılırsın, her hakem düdüğünde topluca hukuk profesörüne dönüşürsün. Beşiktaş tribünü zaten sessizlik nedir bilmez, düdük çalmadan iki saniye önce başlayan o uğultu vardır ya, işte misafirperverlik dediğin tam odur. Rakibi korkutmayalım da ne yapalım, ikramımız tezahürat, tatlımız savunma sertliği.
Sonuçta bu bir 8. hafta maçı değil, bir Çarşamba meselesi. Kimse kimseden üstün değil, herkes yorgun, herkes iddialı, herkes basketbola aç. Beşiktaş evinde oynayacak, Olympiakos konuk olacak, salon dolacak, yine birileri sesi kısılmış şekilde eve dönecek. Kazananı haftaya konuşuruz, ama şimdiden belli olan bir şey var. Bu Çarşamba İstanbul'da kimse erken yatmayacak.
