SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 9. haftasında oynanan derbide Galatasaray sahasında Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup etti. Maçı hakem Atilla Karaoğlan yönetti. Sabah Gazetesi yazarı Ahmet Çakar da bu çekişmeli karşılaşmayı ve tartışmalı anları değerlendirdi.
Normalde bir maç biter, skor tabelaya yazılır, herkes evine dağılır sanırsın. Derbide öyle olmuyor. Düdük çalıyor, televizyon kapanıyor ama asıl mesai o zaman başlıyor. Salonun bir köşesinde kuzen VAR oluyor, diğer köşesinde enişte hakem gözlemcisi. Çay demleniyor, telefonlardaki pozisyon videoları ısınıyor, aile grubu bildirimlerden titremeye başlıyor.
Her büyük derbinin bir de resmi olmayan MVP'si vardır, o haftanın tartışmalı pozisyonu. Bu kez manşet Batrakov'a yapılan hareketin penaltı olup olmadığı sorusu oldu. Pozisyonu bir kez izleyen kalmadı, herkes en az yedi kez, farklı açılardan, farklı hızlarda izledi. Ağır çekimde herkes fizik profesörü, normal hızda herkes eski açık tribün gediklisi.
İşin komiği, aynı pozisyona bakıp iki tarafın da tamamen emin olması. Bir taraf için temas net, diğer taraf için oyuncu kendi gölgesine takılmış gibi. Tıpkı apartman toplantısında aidat tartışması gibi, herkes aynı sayıya bakıyor ama kimse aynı şeyi görmüyor. Biri büyütüyor, biri küçültüyor, biri araya girip konuyu kiracıların asansör kullanımına bağlıyor.
Hakemlik zaten başlı başına bir kamu hizmeti. Sahadaki bir kişi karar veriyor, milyonlarca kişi evde koltuğa uzanmış şekilde o kararı düzeltiyor. Düdük çalmak yetmiyor, bir de çaldığın düdüğün tonunu, kaşının açısını, koşu stilini de beğendirmen gerekiyor. Atilla Karaoğlan özelinde değil, genel olarak derbi yönetmek, bayramda iki küskün aileyi aynı sofrada barıştırmaya benziyor. Ne yapsan bir taraf pilavı az bulacak.
Yorumculuk kısmı da ayrı bir tribün şubesi. Ekrana çizgiler çiziliyor, daireler atılıyor, oklar pozisyonun kalbine saplanıyor. Bir süre sonra taktik tahtası meteoroloji haritasına dönüyor, alçak basınç Batrakov'un olduğu bölgede yoğunlaşıyor. Evdeki izleyici de bir süre sonra pozisyonu değil, çizginin yamukluğunu tartışmaya başlıyor. Türk futbolunun en istikrarlı pas trafiği, stüdyo ile sosyal medya arasında dönüyor.
2-1'lik skorun psikolojisi de bambaşka. Kazanan taraf için maç kapanmıştır, defter dürülmüştür, keyif çayları içilir. Kaybeden taraf için maç kapanmamıştır, sadece mola vermiştir ve bütün umut o bir pozisyona yüklenir. Beraberlik ihtimali, son dakika golü, sayılmayan ofsayt derken taraftar hafızası seçici çalışır. Akılda kalan gol sayısı değil, o bir düdüğün çalınıp çalınmadığı olur.
Birkaç gün sonra herkes aynı noktada buluşacak. Galatasaraylı puanı cebe koyup fikstüre bakacak, Fenerbahçeli ilk idman fotoğrafında motivasyon arayacak, tarafsızlar ise çoktan bir sonraki tartışmaya geçmiş olacak. Elde kalan tek gerçek yine değişmeyecek. Derbi doksan dakika oynanıyor, haftalarca konuşuluyor ve final düdüğü aslında hiç çalmıyor.
O yüzden Batrakov pozisyonu da tarihe skordan bağımsız bir şekilde geçecek. Tabelada 2-1 yazacak, sohbette ise hep bir soru işareti asılı kalacak. Tıpkı mahallede yıllarca anlatılan o efsane maç gibi. Kim kazandı hatırlanır ama asıl hikâye hep o bir pozisyonda saklanır.
