SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Rennes, Fransa Ligue 1'in 8. haftasında sahasında RC Strasbourg'u 3-0 mağlup etti. Maçın yıldızı iki gol atan Fenerbahçe'nin eski oyuncusu Sebastian Szymanski oldu. Polonyalı oyuncunun ikinci golü ise Robben tarzı olarak manşetlere çıktı.
Fenerbahçe taraftarı için bu tip haberlerin ayrı bir kategorisi var: Eski futbolcuyu dışarıda izleme sanatı. Adam gitmiş, Fransa'da baget ekmek eşliğinde goller atıyor, sen burada ekrana bakıp çayını iki şekerli içiyorsun. Ne tam sevinabiliyorsun ne tam üzülebiliyorsun. Duygu durumu, komşunun çocuğunun takdir alması gibi, gururla karışık hafif bir iç çekiş.
Üstelik golün cinsine bak: Robben golü. Futbol literatüründe telifi Arjen Robben'e ait olan, herkesin bildiği ama kimseye engel olamadığı o malum pozisyon. Topu sağda alıyorsun, herkes içeri çekeceğini biliyor, savunma da biliyor, kameraman bile biliyor, tribündeki simitçi bile yerinden kıpırdamadan bekliyor. Sonra yine de vuruyorsun ve gol oluyor. Bu, trafikte sinyal verip yine de yol vermeyen sürücüye inat şerit değiştirmek gibi bir şey, herkes sonunu görüyor ama engelleyemiyor.
Şimdi Rennes taraftarının keyfini düşünün. Cuma akşamı muhtemelen soğuk bir havada atkıyla maça gitmişsin, beklentin orta sıra bir futbol, vasat bir galibiyet, eve dönüşte kestane falan. Bir bakmışsın orta sahada Szymanski resital veriyor. Tribünde o an yaşanan şey saf sevinç değil, bir de şaşkınlıkla karışık sahiplenme hissi. Biz bunu nereden bulduk, tadını çıkarmadan bırakmayalım telaşı. Tıpkı pazarda son anda tezgâhta taze çilek bulan emekli gibi.
İşin Türk futbolu tarafı daha komik. Bizde bir oyuncu iki hafta gol atamasa hemen fitness koçundan psikoloğuna kadar herkes sorgulanır. Fransa'da adam topu alıyor, içeri çekiyor, vuruyor, oluyor. Sanki biz futbolu biraz fazla ciddiye alan, her pozisyonu aile toplantısı gibi analiz eden bir milletiz. Onlar ise golü atıp omuz silkip geçiyor. Bizde olsa o ikinci golden sonra üç ayrı televizyon programında ayak açısı konuşulurdu, bir de eski futbolcudan bilirkişi raporu alınırdı.
Tabii Szymanski'nin hikâyesi de tam tribün klasiği. Fenerbahçe'deyken ondan beklenen şey muhtemelen her maçta hem koşması, hem basması, hem atması, hem de gerektiğinde tribünü de coşturmasıydı. Taraftarın sevgisi yoğun ama talebi de yoğun. Kredi kartı limiti gibi, harcadıkça değil ödedikçe açılıyor. Fransa'da ise adam rahatlamış görünüyor. Belki hava değişimi iyi geldi, belki sadece beklenti çıtası biraz indi, kim bilir.
Strasbourg cephesini hiç açmayalım zaten. Deplasmanda üç gol yemişsin, ikisini aynı adamdan yemişsin, ikincisi de herkesin ezbere bildiği Robben golü. Savunma oyuncularının soyunma odasındaki sessizliği tahmin edebiliyorum. Kimse kimseye bakamıyor, herkes kramponunu fazladan bağlıyor. Tıpkı evde misafirliğe gidip ikinci tabağı isteyip tencereyi bitiren misafir gibi, utanıyorsun ama olan olmuş.
Sonuçta tablo net: Rennes üç puanı cebine koydu, Szymanski manşeti kaptı, biz de buradan kendimize ders çıkardık. Bazen bir oyuncunun parlaması için sadece yeni bir şehir, yeni bir forma ve kimsenin ondan her şeyi beklememesi gerekiyor. Darısı iki gol atıp Robben'e benzetilen, ama kendi mahallesinde hâlâ otopark kavgası yapan bizlerin başına.
