SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
İngiltere Premier Lig'in 8. haftasında Liverpool ile Brighton karşı karşıya geldi. Anfield'da oynanan mücadeleyi ev sahibi Liverpool 2-0 kazandı. Brighton, meşhur sahil kasabası özgüveniyle geldi, otopark ücreti öder gibi iki gol ödeyip döndü.
Zaten Brighton denince akla martı gelir, martı denince akla vapurda simit kapan uyanık arkadaş gelir. Fakat Anfield başka vapur. Burada simitler kafese kilitli, martılar diyette. İlk düdükten sonra Brighton'ın neşeli pas örgüsü, Liverpool orta sahasına çarpıp elektrikli battaniyeye sarılmış kedi gibi mırıldanıp kaldı. Isırmak istediler, diş izi bile çıkmadı.
Anfield tribünü de bildiğin mahalle teyzesi gibidir. Geleni baştan süzer, bir şeye bulaşırsan doksan dakika lafı hazırdır. Maç başlarken söylenen o meşhur şarkı var ya, rakibe tercümesi şudur: Yalnız yürümeyeceksin ama topla da yürümeyeceksin. Brightonlı oyuncular bir ara topu ileri taşımak istedi, tribün hep bir ağızdan öksürdü, atak nazara geldi.
İşin sosyolojik boyutu da var. Brighton hafta sonu kaçamağı yapılan sahil kasabasıdır, dondurması meşhurdur, güneşi nazlıdır. Liverpool ise liman kentidir, sabah vardiyasına ekmek arası heyecanla giden tayfadır. Biri şezlongunu kaptırmamaya çalışır, diğeri konteyner kaldırır. Nitekim 2-0 da tam böyle bir skor: Biri güneş kremi sürerken diğeri çoktan iskeleyi boyamış.
2-0 futbolun en medeni skorudur. 1-0 gergin evlilik gibidir, en ufak seste herkes irkilir. 2-0 ise kredisi onaylanmış, tapusu alınmış daire gibidir, koltuğa yayılırsın. Tribündeki amca da bu yüzden ikinci golden sonra atkısını düzeltip çekirdeğe ikinci vitesle geçti. Ne panik var ne rehavet, sadece elektrik faturasını ödemiş bir huzur. Brighton'ın çabası da bu huzuru bozmaya yetmedi, daha çok üst kattan gelen tadilat sesi gibi kaldı.
Üstelik takvim daha 8. hafta. Ne kimse şampiyon, ne kimse düşmüş, herkesin umutları taze çay gibi dumanı üstünde. Bu haftalarda alınan 2-0'lar, kışın ortasında lazım olacak bir polar gibidir, kenara kaldırırsın. Liverpool da polarını katladı, dolaba koydu. Brighton ise valizine iki gol ve dönüş yolunda anlatılacak bir sürü martı hikâyesi koydu. Sezon uzun, martıların gagası hâlâ sağlam.
Maçın absürt tarafı şu: Modern futbolda herkesin bir planı, bir verisi, bir pres şiddeti var. Sonra top bir sekip birinin dizine çarpıyor ve bütün plan, pazarda poşeti yırtılan domatesler gibi saçılıyor. Brighton da planla gelmişti belli ki, ama Anfield'da plan yapmak, yağmurlu havada balkona çamaşır asmaya benzer. Niyet iyi, sonuç ıslak. Liverpool ise ıslanmaya alışık, yağmurluğu üstünde bekliyordu.
Özetle Liverpool evinde işini bildi, Brighton dişini bileyleyip geldiği yerden diş buğdayı yapamadan döndü. Kimse kahraman ilan edilmedi, kimse yere göğe sığdırılmadı, sadece tabelaya 2-0 yazıldı ve herkes evine dağıldı. Futbol zaten bu değil mi: Milyonluk organizasyon, dev ekranlar, istatistikler, sonra iki gol ve eve dönüş yolunda benzinlikte alınan çay. Brighton'a da bir dahaki sefere yanında ekmek getirmesi tavsiye edilir, Anfield'da simit yok.
