SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
İngiltere Premier Lig'in 8. haftasında Brighton ile Liverpool karşı karşıya geldi. Milli futbolcumuz Ferdi Kadıoğlu, mücadelenin 6. dakikasında oyuna devam edemedi. Henüz maçın jeneriği akarken yaşanan bu erken ayrılık, izleyen herkesi bir anda ekrana kilitledi.
Dakika altıdır arkadaşlar, altı. Televizyonu açıp koltuğa gömülme, kumandayı sehpaya koyma, çayı yarılama seremonisinin daha ilk maddesindesin. Ekrandaki spiker kadroları saymayı yeni bitirmiş, sen daha “Ferdi bugün şov yapar mı” diye düşünürken Ferdi çoktan kenarda. Türk futbolsever için bu tempo, misafir gelmeden kapının çalınması gibi bir şey. Hazırlıksız yakalandık, yalan yok.
Tabii bizim tribün kültüründe böyle bir an, kolektif bilirkişi kongresine dönüşür. Altıncı dakikada kenara gelen oyuncuyu gören kahvedeki emmi de, halı sahadan yeni dönmüş kuzen de sanki yıllardır teknik heyetteymiş gibi yorum yapar. Biri ekrana bakıp moral bozar, öteki umut dağıtır. Ortada bilgi yoktur ama özgüven tavandır. Çünkü bizde futbol izlemek değil, futbolu hep birlikte yorumlayıp rahatlamak esastır.
İşin gündelik hayat tarafı daha da tanıdık. Ferdi’nin 6. dakikada çıkması, pazartesi sabahı daha bilgisayar açılmadan elektriklerin gitmesine benziyor. Plan büyüktü, motivasyon tamdı, ajanda hazırlanmıştı. Sonra bir anda sistem kapandı. Sen de taraftar olarak öylece kalıyorsun. Brighton teknik heyeti kenarda düşünceli, sen evde elinde kumandayla düşünceli. İki farklı ülke, aynı pazartesi sendromu.
Sonra malum ikinci perde başlıyor: sosyal medya dedektifliği. Maç daha 10. dakikaya gelmeden “geçmiş olsun” mesajları, “nazar değdi” teorileri ve “zaten fikstür çok yoğun” analizleri art arda düşüyor. Bir grup hemen Premier Lig temposuna söyleniyor, bir grup “bizim çocuk yoruldu” şefkatine geçiyor, bir grup da pozisyonun tekrarını büyüteçle izleyip mimiklerden anlam çıkarmaya çalışıyor. Henüz ortada resmi bir bilgi yokken herkes her şeyi çözmüş durumda. Modern taraftarlığın özeti bu: önce panik, sonra bilirkişilik, en son çay tazeleme.
Brighton taraftarı için de durum tuhaf olmalı. Adamlar maça “bakalım bizim çocuk bugün neler yapacak” hevesiyle gelmiş, altıncı dakikada plan değişmiş. Bizim oradaki gurbetçi tayfa ise iki arada kalmış: bir yanda Brighton atkısı, diğer yanda Ferdi forması. Ne sevinmeye ne üzülmeye tam fırsat bulamadan maç bambaşka bir maça dönüşmüş. Tıpkı düğüne halay çekmeye gidip takı kuyruğunda kalmak gibi. Eğlence var ama aklın başka yerde.
Premier Lig zaten başlı başına bir hız treni. İngiltere’de futbolcular sanki kahvaltıda mısır gevreği değil, takvim yaprağı yiyor. Hafta içi bir maç, hafta sonu bir maç, arada milli ara, arada kupa. Taraftar olarak biz de bu tempoya alıştık sanıyorduk ama 6. dakikada gelen bir ayrılık hâlâ hepimizi afallatıyor. Çünkü kafamızda maç 90 dakika, keyif sınırsız, planlar Ferdi’li. Hayatın “dur bir dakika” deme şekli de genelde böyledir, hem de maçın daha ilk dakikalarında.
Sonuçta Brighton - Liverpool maçı takvimde bir 8. hafta maçı olarak duracak, ama bizim hafızamızda “Ferdi’nin erken çıktığı maç” diye kalacak. Skorları, pozisyonları unuturuz, o altıncı dakikadaki ortak iç çekişi unutmayız. Şimdi hepimiz aynı şeyi yapıyoruz: telefonu elden bırakıp ara ara haberlere bakmak, iyi haber duymak için beklemek. Türk taraftarının klasik haliyle, endişeyle beklerken bile espriden vazgeçmiyoruz. Çünkü biz üzüntüyü de mizahla soğutmayı bilen bir tribünüz, buz torbası niyetine.
