SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Galatasaray'da sezona istediği gibi başlayamayan Leroy Sane, rotasını Fenerbahçe derbisine çevirmiş durumda. Teknik direktör Okan Buruk'un güvenmeye devam ettiği yıldız oyuncu, derbilerde gösterdiği etkili performanslarla yeniden çıkış yapmayı hedefliyor.
Türkiye'de yıldız futbolcu döngüsü artık meteorolojiden daha tahmin edilebilir hale geldi. Önce havaalanında meşalelerle karşılanırsın, sonra üç maçta bir çalım eksik yaptın diye sabah programlarında emekliliğin konuşulur. Sane de tam olarak bu milli sporumuzun ortasına düşmüş görünüyor, daha forması teri kurumadan hakkında sezon belgeseli çekilecek kıvama geldi.
Aslında durum biraz yeni eve taşınmaya benziyor. Eşyalar gelmiş, koltuk kurulmuş ama internet bir türlü bağlanmamış. Ev güzel, konum güzel, kira belli, fakat kombi çalışmıyor diye evden soğuyamazsın. Sane'nin Galatasaray macerası da şimdilik o modemsiz evre gibi duruyor, her şey hazır, sadece bağlantının hızlanması bekleniyor.
Tribün kültürü bu tür bekleyişlerde asla boş durmaz. Top Sane'nin ayağına her geldiğinde statta aynı anda iki farklı film oynuyor. Bir taraf daha ilk dokunuşta ayağa kalkıp ortalığı inletiyor, diğer taraf kollarını bağlayıp sosyal medya bilirkişisi modunda kaş kaldırıyor. Aynı pozisyonu biri füze denemesi, diğeri israf olarak izliyor, orta yol hakemi bile şaşkın.
Bir de şu derbi kozu tabiri var ki, kulağa Okan Buruk'un ceketinin iç cebinde sakladığı sihirli bir kart gibi geliyor. Sanki normal maçlarda sıradan iskambil destesiyle oynanıyor da derbi günü ceket hafifçe aralanıp içinden parıltılı bir joker çıkarılıyor. Dışarıdan bakınca işin esprisi bu, çünkü koz dediğin şey aslında çoğu zaman taraftarın umutla cilaladığı kocaman bir beklenti paketi.
Sane'den derbi öncesi çıkış beklenmesi de biraz pazartesi diyete başlama kararı gibi. Herkes bilir ki asıl mesele salı günü baklavayla göz göze gelmemektir, ama pazartesi sabahı o karar insana kendini şampiyon gibi hissettirir. Taraftar da şimdi derbiyi o pazartesi sabahı ilan etmiş durumda, sanki düdük çalınca bütün formsuzluklar fabrika ayarlarına dönecekmiş gibi bir inanç var.
Fenerbahçe derbisi zaten başlı başına bir akıl tutulması laboratuvarı. Normalde sakin sakin çayını içen insan, derbi haftası gelince mutfaktaki ketılın kaynamasını bile hakeme bağlıyor. Trafik başka akıyor, iş yerinde mailler daha sert yazılıyor, halı saha maçları bile bir anda taktik tahtasına dönüyor. Böyle bir ortamda Sane'nin hızlı, bire birde etkili oyunu doğal olarak herkesin hayal gücünde büyüyor, çünkü derbide herkes geniş alan değil geniş hikaye arıyor.
İşin sonunda tablo oldukça net ve bir o kadar komik. Sane henüz beklenen başlangıcı yapamadı, Buruk ona güveniyor ve derbi kapıda duruyor. Gerisi taraftarın senaryo yazarlığına kalmış, kimine göre masalın ejderhayı uyandıracağı bölüm, kimine göre kahvenin en çok köpürdüğü an geliyor. Perde açılsın da görelim, çünkü bu tiyatroda biletler çoktan tükenmiş.
