SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Pazartesi günü Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanacak derbi heyecanla beklenirken sarı-lacivertlilerin Kosovalı golcüsü Vedat Muriç dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Gündemin merkezinde Osimhen vardı ve haber başlığına taşınan ifade Eğer ikimiz de aynı sahadaysak diye başlayıp merak uyandıran bir üç noktayla bitti.
Türk futbolunda derbi öncesi demeç vermek artık maçın kendisi kadar köklü bir ısınma ritüelidir. Takımlar sahaya çıkmadan önce cümleler sahaya çıkar, önce başlıklar pres yapar sonra taraftar yorumlarda rakibe ikili mücadeleye girer. Pazartesi derbisinin ilk şutu da kaleden değil klavyeden gelmiş gibi duruyor, çünkü daha düdük çalmadan herkes manşetteki o yarım cümleyi tamamlamaya çalışıyor.
Asıl komedi zaten o üç noktada saklı. Eğer ikimiz de aynı sahadaysak diye girip gerisini söylememek, Türk dizisinde bölüm finalini en heyecanlı yerde kesmeye benziyor. Seyirci ekrana bakakalıyor, ertesi haftayı beklerken çayını tazeliyor. Burada da taraftar aynı durumda, devamı için tıklayınız deniyor ama herkes kendi devamını yazmış bile, kimi destan yazmış kimi senaryo.
Bizde santrafor kıyaslama işi neredeyse milli spor sayılır. Boy, fizik, koşu, pivotluk, sırtı dönük oyun derken iki golcü yan yana gelince tribün bir anda fen bilgisi laboratuvarına dönüyor. Kim daha güçlü, kim daha hızlı, kim stoperi daha çok yorar, kim ceza sahasında daha çok karambol yaratır. Sanki derbide top değil iki koca çınar kafa kafaya çarpışacak, hakem de orman mühendisi gibi izleyecek.
İşin günlük hayat tarafı daha da eğlenceli. Eğer ikimiz de aynı sahadaysak cümlesi kulağa iki uzun boylu adamın aynı halı saha maçına düşmesine benziyor. Hani halı sahada bir takımda iki pivot olur da kimse defansa dönmez, herkes topu öne bekler ve maç sonunda tek muhabbet nefes nefese kalmak olur ya. Derbi de biraz öyle, herkes forvetleri konuşuyor ama orta sahada ciğeri patlayacak garibanları kimse sormuyor.
Bir de işin pazartesi detayı var. Derbi dediğin genelde hafta sonu olur, millet mangalını yakar, çekirdeğini alır, koltuğa gömülür. Pazartesi derbisi ise bambaşka bir tür, hafta sonu coşkuyla pazartesi sendromunun aynı sahada buluşması gibi. Sabah işte toplantı kovalamış, akşam derbi kovalamış taraftarın hali, iki santrafordan daha çok mücadele istiyor. Eğer ikimiz de aynı koltuktaysak diye başlayan bir taraftar manifestosu bile yazılabilir.
Tribün kültürü açısından bu tür yarım demeçler bulunmaz nimettir. Bir taraf cümleyi alıp tişörte basar, diğer taraf alıp besteye çevirir. Çay ocağında biri der ki bizimki şöyle yapar, öteki der ki bizimki böyle yapar, üçüncü kişi araya girip konuyu bakkal borcuna bağlar. Sonunda kimse cümlenin tamamını hatırlamaz ama herkes kendi tamamladığı versiyona sonuna kadar inanır, tıpkı ofsayt pozisyonlarında olduğu gibi.
Velhasıl ortada henüz tamamlanmamış bir cümle ve tamamlanmış bir derbi heyecanı var. Pazartesi akşamı sahada kim olur, kim olmaz, top kime çarpar, rüzgâr nereden eser bilinmez. Bildiğimiz tek şey var, o da Türk futbolunun en sevdiği oyunun yine sahada değil manşette oynandığı. Ve bu oyunda üç nokta, bazen doksan dakikadan daha uzun sürüyor.
