SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
İngiltere Premier Lig'de heyecan 8. haftada Chelsea-Tottenham maçıyla devam ediyor. Ev sahibi Chelsea, Londra derbisini kazanarak ligin üst sıralarındaki ilerleyişini sürdürmek istiyor. Tottenham cephesinde ise klasik deplasman motivasyonu var: bütün planları bozmak.
Londra derbisi dediğin zaten futbol maçı değil, aynı apartmanda oturan iki komşunun asansörde karşılaşmasıdır. Biri sabah koşusuna çıkarken tertemiz eşofman giyer, diğeri çöp atmaya inerken bile iddialıdır. Chelsea ile Tottenham'ın durumu da aynen böyle. Aynı şehri paylaşıyorlar, aynı yağmurda ıslanıyorlar ama top ortaya gelince akrabalık falan kalmıyor, herkes bir anda uzak akraba oluyor.
Premier Lig'in 8. haftası da tam o evredir: Ne sezonun başındaki toyluk kalmıştır ne de şampiyonluk nutukları ciddiye alınır. Taraftar hesap makinesini eline almıştır, üç galibiyetle Avrupa, iki mağlubiyetle küme hattı arası gidip gelir. Chelsea için bu maç üst sıralara tutunma belgesi, Tottenham için ise dur bakalım daha erken diyen el freni gibidir. Kimse rahat değildir, çay bile demlenmeden soğur.
Ev sahibi olmak Londra'da ayrı bir tribün psikolojisidir. Kendi stadında oynamak, kendi koltuğunda maç izlemek gibidir; kumanda sende sanırsın ama televizyon bir türlü istediğin kanalda durmaz. Chelsea taraftarı da o rahatlıkla gelir, atkısını takar, sanki misafir odasını toplamış ev sahibi gibi gururludur. Fakat derbide misafir dediğin bulaşıkları yıkamadan gitmez, bazen de kupayı dolaptan indirir.
Tottenham taraftarı olmak ise şehirde şemsiyesiz gezmeye benzer, yağmurun ne zaman bastıracağını bilirsin ama yine de dışarı çıkarsın. Deplasman tribünü her zaman biraz fazladan ses çıkarır, çünkü bilir ki sessiz kalırsa ev sahibi hikâyeyi tek başına anlatır. Otobüsle, trenle, aktarmalı metro ile stada ulaşmak başlı başına bir deplasman destanıdır. Varınca da tek hedef vardır: o üst sıralar muhabbetine limon sıkmak.
Üst sıralardaki ilerleyiş lafı da zaten taraftar için kira kontratı gibidir, her hafta yenilenir. Bu hafta kazanırsın kendini balkonlu evde hissedersin, haftaya kaybedersin bodrum kata taşınırsın. Puan cetveli buzdolabına asılan faturaya benzer, kimse bakmak istemez ama herkes ezbere bilir. Chelsea şimdi o faturayı biraz küçültmek istiyor, Tottenham ise buzdolabının kapağını açık bırakıp bütün soğuk havayı kaçırma peşinde.
Bir de malum derbi soruları vardır: ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda. Bu soru artık futbolun istiklal marşıdır, maçtan çok sorusu konuşulur. Tıpkı bayramda akrabaların ne zaman evleniyorsun demesi gibi, her derbi öncesi birisi mutlaka sorar. Kimse takvimi açmaz, herkes birbirine sorar, sonunda maçı izlerken bile saati karıştıran olur. Önemli olan topun ne zaman santra yaptığı değil, çayının, çekirdeğinin ve koltuğunun hazır olmasıdır.
Sonunda Londra derbisi yine bildiğimiz gibi olacak: trafik kilit, publar dolu, sosyal medya yangın yeri. Kazanan üst sıralara bir sandalye daha atacak, kaybeden aynı sandalyeyi mutfaktan getirecek. Biz tarafsız izleyiciye kalan ise koltukta çekirdek çitleyip iki komşunun balkon kavgasını izleme keyfi. Düdük çalsın, gerisi zaten tribün mizahının doğal akışına emanet.
