Arkadaşlar, hani şu '18 yıllık hasret bitti' diye davullu zurnalı kutladığımız, 'Devler Ligi'ne nihayet geldik!' naraları attığımız an var ya... İşte Fenerbahçe, Lyon'u falan bir güzel yolcu edip Şampiyonlar Ligi biletini cebine koydu koymasına da, asıl şenlik transferde başlıyor gibi. Biliyorsunuz, bu ligin havası suyu başka, öyle her babayiğit durup dururken gelmez. O yüzden transferde de gaza basmışlar, sağdan soldan yıldızları topluyorlar derken, bir de baktık... 'Eski dostlar' kervanı kapıya dayanmış!
Meğer Aziz Başkan'ın Şampiyonlar Ligi hediyesi, tanıdık bir yüzmüş! Hani geçen sezon 22 milyon eurocuk bonservis bedeliyle Al-Hilal'e 'güle güle' dediğimiz Yusuf Akçiçek... Şimdi ne hikmetse, 'Buyur gel, yine bizim takımda oyna' denmiş. Kiralık olarak gelecekmiş üstelik. Kulübümüz de sağ olsun, 6 milyon euroluk maaşının 3.5 milyonunu cebinden karşılayacakmış. Şahane iş! Sanki geçen sene 22 milyonluk bir yatırım yapmamışız da, piyasada bulunmaz hint kumaşı gibi pazarlık yapıyoruz. Helal olsun, bu ne strateji!
20 yaşındaki genç delikanlımız bu hafta İstanbul'a ayak basacakmış. Artık ne diyeyim, 'evine hoş geldin' mi, yoksa 'yeniden hoş geldin mi' bilemedim. Demek ki bazı aşklar gerçekten bitmiyor, sadece ara veriyor. 22 milyona sattığımız oyuncuyu, bir yıl sonra cebimizden 3.5 milyon euro daha verip kiralık getirmek... Buna anca 'Fenerbahçe'nin eşsiz transfer politikası' denir herhalde. Belki de bu, Şampiyonlar Ligi'ne 'Hazır ol, ben geliyorum!' demek için yapılan ince bir dokunuştur. Kim bilir, belki de Yusuf da 'Ben burayı özledim' diye ağlamıştır da, Aziz Başkan'ın kalbi dayanamamıştır!