Yine bir Premier Lig sezonu, yine aynı hikaye... Hani City'den Pep gidince, 'Ah, o büyülü dokunuşlar biter mi?' diye soranlar vardı ya, işte bakın! Enzo Maresca da gelmiş, takımın genlerine işlemiş o 'son dakikada işi bitirme' virüsü ilk maçtan kendini gösterdi. Bournemouth abilerim, 26'da Marcus Tavernier'le öne geçip bir hayallere daldılar. Sandılar ki, 'Oh be, bu sefer City'yi devirdik!' Ama nerede? 84'te Marc Guehi, sonra da uzatmalarda (evet, uzatmalarda!) Josko Gvardiol topu ağlara yollayıp o 8 dakikalık 'geri dönüş şovu'nu sergilediler. Yani neymiş? Yeni hoca gelmiş, eski hoca gitmiş fark etmez, City'nin senaryosu hep aynı: Önce biraz kas, sonra 'hop' diye maçı al! Marco Rose'un Bournemouth'u da daha ilk maçtan "hoş geldin" gollerini yiyip eve eli boş döndü. Alışın, bu daha başlangıç!
Bu esnada, diğer sahada tam bir trajedi yaşandı, ama Aston Villa için! Brighton, sanki 'biz de buradayız' dercesine, Aston Villa'yı 4-0'la darmaduman etmiş. Kendi kalesine goller mi dersin (sağ olsun Victor Lindelöf, adam kendi takımına da yardımcı oluyor!), Maxi De Cuyper'in katkısı mı dersin, bir de Jack Hinshelwood'dan iki tane fişek gibi goller mi dersin... Hele bir de, Aston Villa'nın yeni transferi Joao Gomes, 40. dakikada kırmızı kartla oyundan atılmasın mı? Adam resmen 'sezona hızlı giriş' yaptı, ama maalesef soyunma odasına! Brighton, sezona fırtına gibi başlarken, Aston Villa'nın taraftarları muhtemelen yeni sezona bu kadar çabuk havlu atacaklarını düşünmemişlerdir.
Bizim milli gururumuz Ferdi Kadıoğlu ise Brighton'da 'küçük bir sakatlık' bahanesiyle maç kadrosunda yoktu. Hadi bakalım inşallah önemli bir şey değildir de sahada döktürür yine. Şimdi City, Crystal Palace deplasmanına gidecekmiş, Bournemouth da Everton'ı ağırlayacak. Brighton, Chelsea'ye konuk olurken, Aston Villa da Arsenal'ı ağırlayacak. Vallahi, bu gidişle haftaya da bol bol muhabbet konumuz olur gibi. Çaylar bizden!