Vay be, sen de mi duydun Karşıyaka'nın stadı mevzusunu? Hani şu yıllardır ‘yapılacak, edilecek’ diye dilimize pelesenk olan… En sonunda bir ışık belirmiş galiba ufukta, Zübeyde Hanım Stadı diye anılacakmış adı. Ama öyle ‘bir ayda biter’ falan sanma sakın. Bildiğin gibi değil bizim buralarda işler. Mimarımız Bahadır Kul sağ olsun, o kadar detay vermiş ki, insan stadı beklemekten çok zemin etüdü raporlarını bekler hale geldi. 'Süreçte hiçbir sıkıntı yok' diyor, sonra da 14 yıllık bir hikayeden bahsediyor. Valla bravo, sıkıntı yoksa süreç nasıl bu kadar uzadı, onu da biz merak ediyoruz şimdi. Başkan Cemil Tugay süreci hızlandırmaya çalışsa da, bu işler bizim memlekette hızlanmıyor pek belli ki.
İzmir Büyükşehir Belediyesi bu topa girmiş, eski atıl araziye yapacaklarmış. İyi hoş da, Mimar Beyimiz anlatıyor, ‘zeminde eski kazıklar var, numune al, laboratuvar süreci iki ay’ diye… Yani sen şimdi sahada top oynanmasını beklerken, adamlar laboratuvarda kazık analizi yapıyor, anladın mı? Yüz mühendis birden çalışıyormuş projede, sanki nükleer santral kuruyorlar mübarek! Bir de bizim normal bina ruhsatı bile 5-6 ay sürer derken, bu stadın ne zaman açılacağını düşünmek bile yoruyor insanı. Ama olsun, Mimar Kul söz verdi, 'en doğru proje hayata geçiriliyor'muş. Ne diyelim, inşallah bir gün o doğru proje biter de biz de görürüz.
Bir de işin en bomba kısmı ne biliyor musun? İzmir deprem bölgesi malum, Allah korusun diyorlar ama bu stat sadece futbol sahası olmayacakmış. Aynı zamanda afet koordinasyon merkezi görevi görecekmiş! Geçmişte çizdiği Gaziantep Stadı'nın depremde hastane, barınma yeri olarak kullanıldığını örnek veriyor Mimar Bey. Yani şimdi biz stadı maç izlemeye mi gideceğiz, yoksa olası bir durumda ilk yardım çadırı kurmaya mı? Anlayacağın, Karşıyaka'ya sadece bir stat değil, bildiğin çok amaçlı bir yaşam merkezi geliyor. 'Deniz kenarında en güçlü, en sağlam stat' olacakmış, butik, sağlıklı, uzun ömürlü... Eh, bu kadar özelliğe sahip bir eser için biraz daha sabır şart diyen Mimar Bey, sanırım haklı. Zaten 14 yıldır sabretmişiz, birkaç yıl daha sabrederiz, ne yapalım?