Arkadaşlar, bakın bu Tedesco denen arkadaş bir maç çıkarmış ki, hani Mourinho görse, 'Ben bu oyunu nerede oynadım da bu bana ilham oldu?' diye aynaya bakar, sonra da gülerdi herhalde. Maç boyunca 'Defans ne ola ki?' diye ortalıkta dolanmış, sanki kaleciye topu vermeseniz gol olmazmış gibi bir hava esmiş. Tam bir 'Anti-Mourinho' performans. Yani pragmatizm falan hak getire, top sende kalsın yeter kafası mı desem, yoksa 'gelene vur, geçene vur' taktiği mi desem bilemedim. Mourinho'nun o meşhur otobüsünü değil, bildiğin elektrikli scooter'ı sahaya sürmüş resmen, hem de kasksız!
Şimdi böyle bir performansın üzerine bizim spor yazarları da Fenerbahçe için döktürmüş tabii. Tedesco'nun bu cüretkar ama bazen de 'açık hedef' haline getiren taktikleri, tam da Mourinho'nun geleceği (ya da geldiği) şu günlerde bir hayli ilginç bir kontrast oluşturuyor. Malum, Mourinho deyince akla ilk gelen 'kazanmak için her şey mübah' felsefesi, önce gol yememe garantisi, sonra gol arayışı. E Tedesco'da bunun tersi, 'Atalım da atalım, gol yersek de ne yapalım' mottosu varmış gibi duruyor. Şimdi gazeteciler de 'Fenerbahçe bu kafayla nereye gider?' diye dertleniyor, 'Acaba Portekizli hoca, bu 'defanssızlık' virüsünü temizleyebilir mi?' diye kafalarında deli sorular dönüyor.
Özetle, bizim spor yazarları, Tedesco'nun bu 'ters köşe' performansını bahane ederek Fenerbahçe'nin yeni dönemi hakkında ahkam kesiyorlar. Kimi diyor ki 'Mourinho, bu takıma önce topu tutmayı, sonra rakipten çalmayı öğretecek.' Kimi de 'Tedesco'nun bu pervasızlığı, aslında Fener'e ne kadar sağlam bir el gerektiğini gösterdi' falan filan. Herkes kendi senaryosunu yazmış yani. Ama kesin olan bir şey var; Mourinho'nun gelişiyle o klasik 'otobüs' stratejileri yeniden moda olacak gibi dururken, Tedesco'nun bu 'açık otopark' taktiği, birilerini bayağı güldürmüş. Bakalım Fenerbahçe, bu zıt kutuplar arasında kendine nasıl bir yol çizecek, hep birlikte göreceğiz. Ya da en azından, kahvede izleriz artık.