Vay anam babam, futbol denen şey ne tuhaf değil mi? Hani şu Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında Eintracht Frankfurt'tan beş tane yiyip, 'Tamam, bizim sezon bu kadarmış, Avrupa'da tatile çıktık' dediğimiz Galatasaray var ya... İşte o takım, 'Durun bakalım, daha fragman bitmedi' dercesine, kalktı Liverpool'u devirdi! Yani önce bir tokat yedik, sonra kalkıp boks maçını kazandık gibi oldu. Okan Hoca'nın tansiyonu o maçta düşmediyse zaten helal olsun, bize de aynısı oldu ekranda.
Liverpool maçında Okan Hoca öyle bir plan yapmış ki, sanki rakiplerine 'Buyurun sahaya, biz de sizden bir farkla kazanırız' demiş. Kalesini gole kapatmak ne kelime, adeta kale direklerine 'Geçiş Yok' levhası asmışlar, anahtarını da denize atmışlar! Osimhen de penaltıyı tak tak attı mı, olay bitti. Galatasaray'da sevinç çığlıkları, Anfield'da matem havası... Ama asıl olay maç sonunda yaşanmış beyler! Hani derler ya, 'Acının rengi olmaz', ama sevinçten ağlamanın rengi kesinlikle sarı-kırmızıymış o gece.
Türkiye Gazetesi'nden gelen haberlere göre, bu tarihi zaferin ardından soyunma odasında tam bir dram yaşanmış. Okan Buruk, bildiğimiz maç sonu basın toplantısı suratıyla dolaşmıyormuş. Meğerse içeride gözyaşlarını tutamamış, sel olmuş, süpürmüş her yeri! Herhalde '5-1'i unutturmak bu kadar zor muymuş ya Rabbi?' diye bir anlık isyan mı etti, yoksa 'Vay be, gerçekten başardık mı lan?' diye bir anlık idrak mı etti bilinmez. Ama ortada bir gerçek var: Okan Hoca, o gece Liverpool'u yenmekten çok, içinde biriken stres balonunu patlatmış gibiydi. Belki de 'Bir daha bu kadar stres çeksem, saçlarım bembeyaz olur' diye düşünmüştür, kim bilir! En azından birileri hocaya bir peçete uzatsaymış iyiymiş.