Arkadaşlar şimdi bakın, Beşiktaş'ın yeni sol beki Kassoum Ouattara diye bir kardeşimiz gelmiş takıma. Daha ayağının tozu kurumadan, sanırsın Türkiye futbolunun tüm tarihini, sosyolojisini çözmüş gibi, mikrofonu kapıp bas bas bağırmış: 'Türkiye'nin en iyi takımına geldim!' Allah Allah! Hoş geldin, sefalar getirdin de, bu kadar hızlı mı çözdün memleketin futbol dinamiklerini sevgili Ouattara? Hani biz yıllardır hangi takımın en iyi olduğunu çözemedik, sen iki antrenmanla işi bitirdin. Helal olsun valla, kimseye bu kadar çabuk birleşme kararı aldırtmadılar.
Şaka bir yana, bu yeni transferlerin klasik söylemidir zaten. Herkes geldiği takımı 'en iyi', 'en büyük' diye över. Sanki başka bir şey demeleri bekleniyor. 'Yok ya, Beşiktaş fena değil de, Galatasaray'ın kadrosu bir tık daha iyiydi' mi diyecekti? Tabi ki demeyecek. Ama Ouattara'nınki biraz fazla iddialı olmuş be kardeşim. Diğer takımların taraftarları şimdi kenarda köşede 'peki biz neyiz, kuru ekmek miyiz?' diye mırıldanıyordur herhalde. Acaba daha sözleşmeyi imzalamadan önce böyle bir metin mi veriyorlar eline? 'Madde 3: Takımı öv, en iyisi olduğunu söyle.' Neyse, bizim lige hoş geldin Ouattara, bol bol böyle iddialı laflar duyacağız senden anlaşılan.
Lafla peynir gemisi yürümez derler ama. Bizim beklentimiz, bu iddialı sözlerin sahaya da yansıması. Yani sadece en iyi takıma geldiğini söyleyip de, sonra sahada topu tribüne gönderince o 'en iyi' kelimesi biraz anlamsız kalabilir. Top sürüşüyle, ortalarıyla, savunmasıyla konuşsun da, o zaman 'helal olsun Ouattara, hakkını verdi' diyelim. Umarız bu gazla sahada da fırtınalar estirir, Beşiktaş taraftarını da diğer taraftarları da bu iddialı sözlerinin hakkını verdiğine ikna eder. Yoksa bu laflar unutulmaz, benden söylemesi!