Arkadaşlar, duyduk duymaz olaydık! Fenerbahçe'miz, yeni sezon 'hazırlıkları' adı altında Topuk Yaylası'nın o serin havasında kendilerini zorluyormuş. Hani derler ya, tatil bitti, şimdi iş zamanı... İşte tam da o moddalar. Hem de günün ikinci antrenmanıymış! Vallahi helal olsun, herhalde tatilde yenen baklavaların, böreklerin acısı çıkıyor şimdi. İsmail Kartal da başında, elinde düdüğü, gözlerinde o meşhur umutlu bakışlarla, 'koş oğlum, bas oğlum' nidalarıyla takımı motive ediyormuş.
Antrenman dedikleri de öyle 'uzay bilimi' seviyesinde değilmiş ha, yanlış anlaşılmasın. Önce bir klasik ısınma, sonra çabukluk hareketleri, ardından bir de koordinasyon... Yani sanki ilk kez topa değiyormuş gibi, temelden bir giriş yapmışlar. Hani ilkokuldaki beden eğitimi dersi gibi. Sonra da futbolun zirvesi diyebileceğimiz 'iki grup halinde pas çalışması'na geçmişler. Ne diyeyim, topu arkadaşına atmak kadar çığır açıcı bir şey olabilir mi Allah aşkına? Futbolu yeniden keşfediyorlar resmen!
Tabii, olayın en can alıcı kısmı, efsanevi 'dar alanda çift kale' maçları olmuş. İşte asıl yeteneklerin ortaya çıktığı, kimin ne kadar tatil yaptığının anlaşıldığı anlar buralar. Kulağıma gelenlere göre, topu ayağına alan, 'acaba topa vurmasam da yanından mı geçsem' diye düşünüyormuş (şaka şaka, öyle şeyler olmaz!). Şaka bir yana, bu 'işkence' (!) yarın da devam edecekmiş. Sezon başlayana kadar hep bir umut, hep bir hazırlık... Bakalım Topuk Yaylası'nın havası ve İsmail Kartal'ın sihirli dokunuşları bu sene nelere kadir olacak, hep beraber göreceğiz.