Dostlar, biliyorsunuz bizim futbol dünyası bazen pembe diziye dönüşüyor. Şimdi de gündemde, Fenerbahçe'nin teknik patronu İsmail Kartal Hoca'nın, teknik ekibinde yer alan oğlu Emre Kartal mevzusu var. Dedikodular almış başını gidiyor, 'Acaba torpil mi var, baba-oğul ekibi mi kurmuş?' diye. E haliyle, İsmail Hoca da çıktı, 'Benim de bir lafım var!' dedi. Sanki eleştirenler dünyanın en normal şeyini soruyormuş gibi, 'Bu eleştiriler normal' diye söze başladı.
Tabii bizim İsmail Hoca, bu tip eleştirilere öyle boş beleş cevap vermez. Hemen masaya bir koz sürdü: 'Ancelotti'nin oğlu da birinci yardımcısı!' Aha, şimdi yandı bitti kül oldu eleştirenler! Meğer bizim Emre Kartal da öyle sıradan bir vekil değilmiş. Fenerbahçe altyapısında 10 yıl top koşturmuş, kaptanlık yapmış, profesyonel futbola da bulaşmış. Yetmemiş, Marmara BESYO'yu bitirmiş, İngiltere'ye gönderilip dili öğrenmiş, antrenörlük diplomasını da almış. Yani babası İsmail Kartal olmasaydı da herhalde başka bir takımın kapısından girerdi, değil mi canım? Tamam, belki babası biraz daha geniş kapıdan girmesine yardımcı olmuştur ama olsun, diplomalı çocuk sonuçta!
Hatta işi daha da ilginç hale getiren bir detay var: İsmail Hoca diyor ki, 'Ben istemedim gelmesini, Ali Bey (Koç) istedi.' Vay be! Demek ki başkan bile Emre Kartal'ın CV'sine hayran kalmış. Ne diyelim, babasının oğlu olmak bazen zor zanaat, bazen de altın anahtar. Ama madem Ancelotti referansımız, bize de susmak düşer. İsmail Hoca'nın dediğine göre, 'Kuyt geldi, Marmara Üniversitesi'nden profesör aldım yanıma, oğlumu da alırım, kime ne!' tadında bir savunma yaptı. Haydi bakalım Emre Hoca, babadan oğula geçen bu bayrağı ne kadar yukarılara taşıyacaksın, merakla bekliyoruz!